Gaip İmamın Faydaları

Gaip İmamın Faydaları

Acaba Ä°mam Mehdi (a.f) zuhur edeceÄŸi zamana yakın bir dönemde dünyaya gelseydi ve Åžialar da kayıp bir halde yaÅŸamanın acısını tatmamış olsaydı daha iyi olmaz mıydı?

Bu ve bunun gibi birçok soru, imamın ve ilahî hüccetin makamının yeterince tanınmamasından kaynaklanmaktadır.
Hakikaten imamın varlık âlemindeki yeri ve makamı nedir? Acaba onun varlığının tesiri sadece zuhur etmesi ve aÅŸikâr olmasında mı yatmaktadır? Acaba o, sadece insanlara rehberlik ve önderlik etmek için mi gönderilmiÅŸtir? Yoksa kâinattaki diÄŸer bütün varlıklar onun vücudundan ve varlığından faydalanıyorlar mı?
Åžia ekolünün dini öÄŸretilerine göre imam, Allah’ın feyzini dünyada bulunan bütün varlıklara ulaÅŸtıran vasıtadır. O, varlık düzenindeki mihver ve eksendir. O olmazsa âlem, insan, cin, melek, hayvan, canlı ve cansız hiçbir varlık hayatta kalamaz.
Ä°mam Sadık’a (a.s) “Yeryüzü imamsız kalabilir mi? diye sorulunca, Hazret (a.s) ÅŸöyle buyurmuÅŸtur:
 “Yeryüzü imamsız kalırsa, çöker ve darmadağın olur”[1]
“Ä°mam, Allah’ın emirlerini insanlara ulaÅŸtırma ve insanları kemale iletme konusunda vasıtadır. Varlıklara ulaÅŸan feyizler ve lütuflar, onun varlığının bereketiyledir. Bu inkâr edilemez açık bir gerçektir.
Çünkü Allah’u Taala, ilk olarak Peygamberler (s.a) sonra da onların halifeleriyle insanlık kafilesini hidayet etmiÅŸtir. Masumların (a.s) buyruklarından ÅŸöyle anlaşılmaktadır:
 Ä°mamlar, (a.s) Allah tarafından olan büyük-küçük ilahî nimetin ve feyzin, bütün mahlûkata ulaÅŸmasında vasıtadırlar ve bu amaçla Allah tarafından bu makama seçilmiÅŸlerdir. Daha açık bir ÅŸekilde söyleyecek olursak, varlık âlemi imamın vasıtası ile ilahi feyizleri alırlar. Ä°mam, daima onların varlıklarının kaynağı olmuÅŸ ve yararlandıkları tüm nimetleri onlara ulaÅŸtıran bir vesile olmuÅŸtur.
Ä°nsana, “Ä°mamı Tanıma” dersi veren Ziyaret-i Camia-i Kebire duasının bir kesitinde ÅŸöyle gelmiÅŸtir:
“(Ey büyük imamlar) Allah sizinle âleme baÅŸladı ve sizinle de bitirecektir. Sizin varlığınız sebebiyle yaÄŸmur yaÄŸdırıyor. Sizin vasıtanızla gökyüzü, ayakta durmaktadır. Ancak, bu Allah’ın izniyledir.”[2]
Bundan dolayı imamın (a.f) varlık âlemi üzerindeki tesiri, yalnızca zuhuru ile sınırlı deÄŸildir. Aynı zamanda onun âlem içerisinde var olması, gaybette olsa ve gizli bir yaÅŸam sürdürse dahi, bütün varlıklar için hayat kaynağıdır. 
Yüce Allah, O’nun (a.f) bütün yaratılanlardan daha üstün ve kâmil olması hasebiyle ilahî feyizleri ve lütufları mahlûkata ulaÅŸtıran bir vasıta olmasını dilemiÅŸtir. Bu anlamda onun gaybeti ya da zuhuru arasında hiçbir fark yoktur.
Bütün yaratıklar, O’nun varlığından yararlanmaktadırlar. Ä°mam Mehdi’nin (a.f) gaybette olması bu konuya hiçbir ÅŸekilde zarar vermemektedir. Ä°mam Mehdi’ye (a.f), gaybetinde, mahlûkatın kendisinden nasıl faydalanacağını sorduklarında ÅŸöyle buyurmuÅŸtur:
“Gaybet döneminde benim varlığımdan faydalanmak, tıpkı bulutların üstünü örten ve gözlerin göremediÄŸi güneÅŸten yararlanmak gibidir.”[3]
Ä°mam’ın (a.f) gaybetinin bulutlar arkasındaki saklı güneÅŸe benzetilmesinin altında birçok gizli noktalar yatmaktadır. Bu noktalardan bir kaçını aÅŸağıda zikredeceÄŸiz:
GüneÅŸ, kendi sisteminin merkezidir. DiÄŸer gezegenler ve küreler onun etrafında dönmektedirler. Ä°mam-ı Asr (a.f) da güneÅŸ misali varlık nizamının merkezini oluÅŸturmaktadır.
“Dünyanın bekası onunladır. Onun varlığı sayesinde âleme rızk verilmektedir. Onun varlığıyla yer ve gökyüzü ayakta durur.”[4]
GüneÅŸ, bir an olsun ışık ve nur vermekten kaçınmamaktadır. Herkes güneÅŸ ile olan irtibatı oranında ondan yararlanmaktadır. Veliy-i Asr’da (a.f) Allah tarafından insanlara verilen maddi ve manevi nimetlerin kullarına ulaÅŸmasında vasıtadır. Fakat herkes, kemaller kaynağı olan Mehdi (a.f) ile irtibatı miktarınca ondan yararlanabilmektedir.
EÄŸer bulutlar arkasında olan güneÅŸ olmazsa ÅŸiddetli soÄŸuk ve karanlık bütün dünyayı kaplar ve yaÅŸamı imkânsız bir hale getirir. Aynı ÅŸekilde eÄŸer âlem imamın varlığından mahrum olursa (gaybetinde dahi) zorluklar, olumsuzluklar ve çeÅŸitli belalar yaÅŸamı imkânsız kılacaktır.
Hazret (a.f), Åžeyh Müfit’e yazmış olduÄŸu mektupta Åžialara hitap etmiÅŸ ve ÅŸöyle buyurmuÅŸtur:
“Biz, hiçbir zaman sizi kendi başınıza bırakmadık ve sizi unutmadık. EÄŸer bizim (kesintisiz inayetimiz) olmasaydı, kesinlikle birçok bela ve sıkıntıyla karşılaşır ve düÅŸmanlar sizi paramparça ederlerdi.”[5]
Bundan dolayı, imamın güneÅŸ misali vücudu, varlık âleminin üzerine ışığını göndermekte ve onlara feyiz ulaÅŸtırmaktadır. Bu arada imam genelde tüm insanlığa özelde de Müslüman ümmetine ve Åžia camiasına birçok bereketler saÄŸlar. Åžimdi onlardan bir kaçını aÅŸağıda zikredeceÄŸiz:
Ümit
Ümit, en büyük hayat sermayelerinden biridir; hayatın, sevincin ve ilerlemenin kaynağıdır. Ümit, hareketin ve baÅŸlamanın nedenidir. Âlemde bir imamın var olması demek güzellik ve aydınlıkla dolu bir geleceÄŸe ümitle bakmak demektir.
Åžialar, 1400 yıllık tarih boyunca çeÅŸitli belalar ve zorluklar ile karşılaÅŸmışlardır. Åžiaların bu belalar karşısında ayakta durmalarına, teslim olmamalarına ve sürekli ileri doÄŸru hareket etmelerine neden olan ÅŸey, müminlerin aydın bir geleceÄŸe sahip olmak, yani imam Mehdi’nin (a.f) zuhuruna inanmalarıdır.
Bu,  asla efsane ve hayal olmayan bir gerçektir. Bu, yakın olan ve daha da yakın olabilecek olan bir gelecektir... Zira kıyamın önderliÄŸini yapacak önder hayattadır. YaÅŸamakta ve gelmesi her an gerçekleÅŸebilir. Önemli olan ise kendimizi onun gelmesine hazırlamamızıdır...
Bütün toplumların kendi teÅŸkilâtlarını koruması ve hedeflerine ulaÅŸmaları için, toplumu yönetebilecek ve doÄŸru bir yönde hareket ettirtecek bilgili ve âlim bir rehbere ihtiyaçları vardır.
Böyle bir rehberin var olması demek teÅŸkilatın düzgün bir ÅŸekilde yapılandırılması, kazançlarının korunabilmesi ve gelecek ile ilgili programların güçlü bir ÅŸekilde takip edilebilmesi için bir destek,  bir dayanak ve bir garanti demektir.
YaÅŸayan ve aktif olan bir imam, insanların içinde olmasa da, asıl hataların giderilmesi ve genel problemlere çözümler sunulması konularında hiçbir zaman kusur etmez. ÇeÅŸitli vasıtalar bu kusurlar konusunda uyarılarda bulunur.
Ä°mam-ı Asr (a.f), gözlerden kayıp olsa da, var olduÄŸuna inanmak Åžii mektebinin korunmasındaki en önemli   sebeptir.
O, düÅŸmanların deÄŸiÅŸik yollarla yapmış oldukları oyunlarından haberdardır. Hilekâr düÅŸmanların çeÅŸitli vesileler ile mektebin ve insanların asli itikatlarını hedef aldıkları zaman, ÅžiiliÄŸin fikirsel ve inançsal sınırlarını korur. Âlimleri ve seçkin bilginleri hidayet edip yönlendirerek düÅŸmanların nüfuz yollarının önünü alır.
Örnek olarak, Ä°mam Mehdi’nin (a.f) Bahreynli Åžialara yapmış olduÄŸu lütfü, Allame Meclisi’nin dilinden naklediyoruz:
Vaktiyle, Bahreyn’e Nasibi[6] bir hükümdar hükmediyordu. Veziri de Åžialara düÅŸmanlıkta ondan geri kalmayıp hiçbir zulmü yapmaktan kaçınmazdı. Bir gün vezir, hükümdarın huzuruna geldi ve ona bir nar verdi. Narın kabuÄŸunda ÅŸöyle yazıyordu: “La Ä°lahe illallah Muhammeden Resulullah. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali Hulafa-i Resulullah” Yani ÅŸahadet ederim ki Allah’tan baÅŸka ilah yoktur. Muhammed onun resulüdür. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali Allah Resulünün halifeleridir. Hükümdar narı bu ÅŸekilde görünce çok ÅŸaşırdı ve vezire dönerek; “Bu nar Åžii mezhebinin batıl olduÄŸunu gösteren açık bir delildir. Senin Bahreyn Åžiileri hakkında görüÅŸün nedir diye sorunca Vezir; “Benim düÅŸünceme göre bir meclis düzenleyip onları da davet etmeliyiz, onlar da gelsinler. Sonra bu narı onlara gösterelim. EÄŸer kabul ederlerse Åžii mezhebinden vazgeçerler. Kabul etmezlerse üç ÅŸeyden birini seçmeye mecbur ederiz. Ya ikna edici bir delil getirirler ya da cizye[7] verirler.  Veyahut erkeklerini öldürür, çocuk ve kadınlarını esir alır ve mallarına da ganimet olarak el  koyarız.”
Hükümdar, vezirin önerisini kabul edip Åžii âlimlerini davet etti. Narı onlara gösterdi ve ÅŸöyle dedi; “EÄŸer bu nar için açık bir delil getirmezseniz sizleri öldüreceÄŸim. Çocuk ve kadınlarınızı esir alacağım veya cizye ödemelisiniz.” Åžii âlimleri, kendilerine üç gün mühlet vermesini istediler. Åžii âlimleri, kendi aralarında yaptıkları uzun konuÅŸmalardan ve meÅŸveretlerden sonra aralarından on salih ve takvalı kiÅŸi seçtiler.  Sonra o on kiÅŸi arasından da üç kiÅŸiyi seçtiler. Üç kiÅŸiden birine ÅŸöyle dediler; “Sen bu akÅŸam bir çöle git. Ä°mamı Zaman’a (a.f) tevessül et. Ondan, bu çıkmazdan ve musibetten bizi kurtarmasını iste. Ve bu sorunun cevabını söylemesini talep et. Zira O, Ä°mam ve bizim sahibimizdir.”
O salih insan söylenenlerin aynını yerine getirmesine raÄŸmen Ä°mamı ziyaret etmeye muvaffak olamadı. Ä°kinci gece, ikinci Salih adamı gönderdiler, o da her hangi bir cevap alamadan geri döndü. Son gece Muhammed b. Ä°sa’yı gönderdiler. Muahmmed, sahraya gitti. AÄŸlayıp sızlayarak imamdan yardım istedi. Gecenin sonlarına doÄŸru birisinin kendisine ÅŸöyle seslendiÄŸini iÅŸitti: “Ey Muhammed b. Ä°sa! niçin seni bu halde görüyorum? Neden buraya geldin?” Muhammed b. Ä°sa, adamdan onu kendi haline bırakmasını istedi. O adam; “Ey Muhammed b. Ä°sa! Ben Sahib-i Zaman’ım, ne istediÄŸini bana söyle!” dedi. Muhammed b. Ä°sa; “EÄŸer sen Sahib-i Zaman isen hacetimi bilirsin dedi. Benim söylememe gerek yok.”  “Evet, doÄŸru söylüyorsun. Sen, karşılaÅŸtığınız bir sıkıntıdan dolayı buraya geldin.” Muhammed b. Ä°sa; “Evet siz bizim başımıza ne kadar büyük bir bela geldiÄŸini biliyorsunuz. Bizim imamımız ve tek sığınağımızsınız.” diye arz etti. Hazret; “Muhammed b. Ä°sa! Vezirin (Allah lanet etsin) evinin önünde bir nar aÄŸacı vardır. Nar aÄŸacı yeni nar verdiÄŸi zaman, çamurdan nar ÅŸeklinde bir kalıp yaptı. Onu ikiye böldü ve içine o cümleleri yazdı ve sonra kalıbın içindeki küçük narın üzerini kapattı. Nar bu kalıbın içinde büyüdü. Nar büyüdükçe yazılarda narın üzerine doÄŸal bir ÅŸekildeymiÅŸ gibi nakış baÄŸladı. Yarın hükümdarın yanına git ve ona, “Ben vezirin evinde bu sorunun cevabını sana veririm” söyle. Vezirin evine vardığınızda vezirden önce falanca odaya git; orada beyaz bir parça göreceksin. Kalıp o parçanın içindedir. Kalıbı al hükümdara göster. Daha sonra hükümdara “Bizim diÄŸer mucizemiz de bu narı ikiye böldüÄŸünüzde içinden duman ve külden baÅŸka bir ÅŸey çıkmayacak olmasıdır.” diye söyle.
Muhammed b. Ä°sa bu sözlerden sonra sevinçli bir halde dostlarının yanına döndü. Daha sonra birlikte hükümdarın yanına gittiler ve Ä°mam-ı Zaman’ın (a.f) buyruklarını hükümdara anlattılar ve gerçekler su yüzüne çıktı.
Bahreyn hükümdarı bu mucizeyi gördükten sonra Åžiilik mezhebini seçti ve hilekâr vezirinin öldürülmesini emretti.[8]
Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de ÅŸöyle buyurmaktadır:
“Ve de ki: Yapın yapacağınızı, muhakkak yaptıklarınızı Allah da görür, Peygamberi de, iman edenler de (müminlerde)”[9]
Rivayetlerde, ayeti kerimede bulunan müminlerden maksadın masum imamlar (s.a) olduÄŸu nakledilmiÅŸtir.[10] Bu anlamda insanların ameli imamı Zaman’a (a.f) sunulmaktadır. Yüce imam (a.f) gaybet perdesi arkasında olsa da iÅŸleri görüp gözetmektedir. Bu inanç insanın iyi bir ÅŸekilde terbiye olmasında önemli bir etkendir.
Bu yüzden bu inanç Åžialara yön vererek iÅŸlerinde düzenli olma konusunda onları mecbur kılmakta, Allah’ın hücceti ve iyiliklerin imamı (a.f) karşısında kötülük ve günaha duçar olmaktan alıkoymaktadır. Elbette insan ne kadar bu temiz ilahi kaynak ile irtibatı kuvvetli olursa, aynı oranda kalbi de temiz ve sefalı olur. Bu temizlik ve sefa insanın davranışlarında ve sohbetlerinde kendini gösterir.
Masum önderler (s.a) toplumun gerçek öÄŸretmeleridirler. Ä°nsanlar, her zaman bu yüce ÅŸahsiyetlerin (s.a) tertemiz maariflerinden faydalanmışlardır. Gaybet döneminde, bütün alanlarda direkt olarak Ä°mam-ı Asr’dan (a.f) yararlanmak mümkün olmasa da, ilahî ilim madeni olan Hz. Mehdi (a.f) çeÅŸitli ÅŸekillerde Åžiiaların ilimsel ve fikirsel sorunlarını çözmüÅŸtür. Gaybet-i Sugra döneminde, imam Mehdi (a.f) tarafından  “Tevgiat” adıyla meÅŸhur olan mektuplar aracılığıyla âlimlerin ve insanların birçoÄŸuna cevap verilmiÅŸtir.[11]
Örnek olarak Ä°mam-ı Asr’ın (a.f), Ä°shak b. Yakup’un mektubunda sorduÄŸu sorulara verdiÄŸi cevapları gösterebiliriz. Mektupta Ä°mam Mehdi (a.f) ÅŸöyle buyurmuÅŸtur;
“Allah seni hidayet etsin ve sabitkadem kılsın. Bizim hanedanı inkâr edenler ve amca çocuklarım hakkında soru sormuÅŸsun. Bil ki Allah ile hiç kimse arasında akrabalık bağı yoktur. Beni inkâr eden benden deÄŸildir. Beni inkâr edenin akıbeti de Hz. Nuh’un (a.s) oÄŸlu gibi olacaktır... Mallarınızı da tam olarak temizlemeden sizden kabul etmeyeceÄŸiz...
Bizim için göndermiÅŸ olduÄŸunuz malları temiz oldukları için kabul ediyoruz. Bizim malımızı helal sayarak yiyen kimse, ÅŸüphesiz ki ateÅŸ yemiÅŸtir... Benden faydalanmak ise bulutlar arkasındaki saklı güneÅŸten faydalanmak gibidir. Yıldızlar gökyüzü sakinleri için bir sığınak olduÄŸu gibi ben de yeryüzündeki insanlar için bir sığınağım. Size faydası olmayan ÅŸeyler hakkında da soru sormayınız. ÖÄŸrenilmesi istenmeyen ÅŸeyler hakkında kendinizi zahmete atmayın. Benim zuhurumun çabuk olması için çok dua edin. Çünkü bu sizin kurtuluÅŸunuzdur. Selam olsun sana ey Ä°shak b. Yakup! Selam olsun hidayet takipçilerine![12]
Gaybet-i Sugra döneminden sonra da Åžia âlimleri defalarca ilimsel ve fikirsel sorularını imama (a.f) bildirerek cevaplarını almışlardır.
Mukaddes Erdebilî’nin öÄŸrencilerinden olan Mir Allâm ÅŸöyle diyor:
“bir gece yarısı Necef-i EÅŸref’te Hz. Ali’nin (a.s) mübarek türbesinin avlusunda idim. Birden adamın birinin Harem[13]’e doÄŸur gittiÄŸini fark ettim. Ona doÄŸru ilerledim, yaklaşınca Åžeyh ve üstadım Molla Ahmet Mukaddes Erdebilî olduÄŸunu gördüm. Beni görmemesi için saklandım.
Mutahhar Harem’e yaklaÅŸtı. Fakat kapı kapalıydı. Birden kapının açıldığını gördüm. Ä°çeri girdi. Kısa bir süre sonra türbeden dışarı çıktı ve Kufe ÅŸehrine doÄŸru hareket etti
Ben de arkasıca beni fark etmeyecek bir ÅŸekilde gidiyordum. Kufe Mescidine girdi. Hz. Emirü’l-Müminin’in (a.s) kafasına kılıç darbesi aldığı mihraba yaklaşıp bir süre orda bekledi. Sonra mescitten çıktı. Necef’e doÄŸru yürümeye baÅŸladı. Ben de onu takip ediyordum. Hennane Mescidine vardı. Birden elimde olmadan hapşırınca sesimi duydu. Bana baktı ve beni tanıdı. “Mir Allâm sen misin?” dedi. Evet dedim. “Burada ne yapıyorsun?” dedi. Ben de “Hz. Ali’nin (a.s) türbesine girdiÄŸinizden beri sizinle birlikteyim. Bu kabrin sahibinin hürmetine, bu akÅŸam ÅŸahit olduÄŸum bu olayların açıklamasını bana anlatınız!” dedim.
“Bir ÅŸartla anlatırım, ben hayatta olduÄŸum sürece hiç kimseye anlatmayacaksın” dedi. Ben, bu konuda ona söz verdikten sonra ÅŸöyle dedi: “Bazen, bir takım konuları çözmekte zorlanıyorum. Bu soruların çözümü için Emirü’l-Müminin’e (s.a) tevessül ediyorum. Bu akÅŸam da bir meseleyi çözmekte zorlandım. Üzerinde uzun uzadıya düÅŸündüm. Sanki birden içime tekrar hazretin huzuruna gidip soruyu ona sormam ilham oldu.
Hareme ulaÅŸtığım zaman gördüÄŸün gibi kapı kendiliÄŸinden yüzüme açıldı ve içeri girdim. Bu sorunun cevabını hazretten (s.a) almak için yüce Allah’a yalvardım. Ansızın mutahhar kabirden ÅŸöyle bir ses iÅŸittim; “Kufe Mescidine git ve Kaim’den (a.f) sor. Zira O, senin zamanının imamıdır. Sonra (Kufe mescidinin) mihrabına yaklaÅŸtım. Ä°mama (a.f) sordum ve cevabını aldım. Åžimdi de evime gidiyorum.”[14]
Allah’ın hücceti ve imamı, insanları hidayet etmek için görevlendirilmiÅŸtir. Hidayet nurunu kabul edebilecek kapasiteye sahip olan insanlara öncülük etmektedir.
 Vazifesini yerine getirmek için, bazen insanlar ile direkt olarak irtibat kurar ve hayat veren davranışları ve sözleriyle, insanlara saadet ve kurtuluÅŸ yolunu gösterir.
Bazen de gizli güç olan ilahi velayet gücünden faydalanarak insanların kalplerine hükmeder. Özel bir lütuf ve teveccüh ile layık olan kalpleri iyiliklere ve güzellikler yoluna yönlendirir. Bu bölümde imamın zahir olup, direkt onunla irtibat içinde bulunmaya gerek yoktur.
Zira hidayetleri, batini ve manevi yollar ile kurduÄŸu irtibatlarla gerçekleÅŸmektedir. Hz. Ali (a.s) bu konuda ÅŸöyle buyurmaktadır:
“Allah’ım! Yeryüzündeki insanları senin dinine yönlendiren bir hüccetinin olmasından baÅŸka bir çare yoktur... Ve zahiri vücudu insanlardan gizlenmiÅŸ dahi olsa, hiç ÅŸüphesiz öÄŸretileri, adap ve usulleri müminlerin kalplerindedir.  Onlar, bunlara göre amel ederler...”[15]
Kayıp imam, bu tür hidayetlerle, evrensel kıyam ve inkılâbı için güç toplamaktadır. Bu tür eÄŸitime layık olan insanlar, imamın özel eÄŸitimi altında, onun safında savaÅŸmaya hazırlanırlar. Bu, imamın bereketli varlığı sayesinde gerçekleÅŸen programlardan birisidir.
Hiç ÅŸüphesiz emniyet, yaÅŸamın en temel konularından birisidir. Âlemde gerçekleÅŸen çeÅŸitli olaylar ve hadiseler, varlıkların doÄŸal hayatını yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmışlardır.
 DoÄŸal belaları, maddî olanak ve araç gereçler ile kontrol etmek mümkün olsa da, manevi etkenlerin de bu konuda derin tesirleri bulunmaktadır. Önderlerimizin rivayetlerinde, Allah’ın hücceti ve imamı, varlık âleminin genel yasaları çerçevesinde, yeryüzünün ve yeryüzünde yaÅŸayanların emniyeti olarak bildirilmiÅŸtir
Ä°mam Mehdi (a.f) bu konuda ÅŸöyle buyurmaktadır:
“Ben yeryüzü ehli için güvenceyim.”[16]
Ä°mamın varlığı, insanların yapmış oldukları günahlar ve çıkardıkları fesatlardan dolayı, azaplara duçar olmalarına ve yeryüzü ehlinin hayatlarına tamamen son verilmesine engel olmaktadır. Ä°mam, yeryüzünün dengesidir.
Kuran-ı Kerim bu konu hakkında Ä°slam Peygamberine (s.a.a) ÅŸöyle buyurmaktadır:
“Sen, onların içinde oldukça onları azaplandırmayız...”[17]
   Hz. Veliyi Asr (a.f) yüce Allah’ın rahmet ve ÅŸefkat mazharıdır. Özel teveccüh ve koruması ile büyük belaları, Åžii toplumundan uzaklaÅŸtırır.  Onlar imamın kendilerine olan teveccühünden gaflet edip baÅŸlarının üstündeki bu yardım elini tanımasalar bile daima o’nun lütuf ve kerametinden yararlanmaktadırlar.
Hz. Ä°mam Mehdi (a.f), kendisini ÅŸöyle tanıtır:
“Ben, vasilerin sonuncusuyum. Belalar, benim vesilem ile ailemden ve Åžialarımdan uzaklaÅŸtırılır.”[18]
Ä°ran Ä°nkılâbının ÅŸekillenmesi sürecinde ve mukaddes savunma savaşı yıllarında, imamın (a.f) lütufları ve muhabbeti Ä°ran milletinin ve ülkesinin üzerinden eksik olmamıştır. Ä°slamî nizamı, Müslüman ve Mehdi dostu bu halkı düÅŸmanın birçok tehlikeli oyunlarından kurtarmıştır.
Ä°nsanların büyük kurtarıcısı ve Müslümanların arzularının kıblesi her zaman halkı görüp gözetmektedir. Åžefkat güneÅŸinin gaybete çekilmesi, âşıklarına hayat ve güç veren teveccühünün yansımasına, kerem ve yücelik sofrasına misafir etmesine engel deÄŸildir.
Hz. Mehdi (a.f) nurlu ve ÅŸefkatli güneÅŸ misali her zaman dostlarının dertleri ile dertlenmektedir. Kendisinden yardım dileyenleri cevapsız bırakmamaktadır.
Bazen hastaların baÅŸucuna gelir ve ÅŸifa saçan ellerini onların başına sürer.
Bazen çöllerde kaybolanlara yardım eder.
Bazen de çaresiz, kimsesiz ve yaversiz kalanlar için bir yol gösterici olur.
Ümitsizlik soÄŸukları içindeyken, beklentisiyle kalplere ümit sıcaklığını bahÅŸeder. O, Allah’ın rahmet yaÄŸmurudur.
Her halükarda, çorak ve kurumuÅŸ çöl misali olan canlara rahmet damlalarını yaÄŸdırmaktadır. Duasıyla takipçilerine mutluluk ve sevinci armaÄŸan eder. O samimi ve deÄŸerli dost, seccade ile bütünleÅŸmiÅŸ mübarek ellerini Allah’a kaldırarak biziler için ÅŸöyle dua eder:
“Ey nurun aydınlığı! Ey iÅŸleri tedbir eden! Ey ölüleri dirilten! Muhammed ve O’nun soyuna salâvat gönder. Benim ve Åžialarım için, zorluklarda bir kurtuluÅŸ ve hüznümüzde bir çare yolu karar kıl. Hidayet yolunu bize geniÅŸlet. KurtuluÅŸ yolunu yüzümüze aç. Kendine layık olduÄŸu bir ÅŸekilde bize davran, ey kerim!”[19]
Yukarıda anlattıklarımızın tamamı, imamın -gaybette olsa da- mübarek varlığının tesirlerini ve onun ile direkt olarak irtibat içinde olmanın mümkün olabileceÄŸini göstermektedir.
Böyle bir liyakate sahip olan kimseler, Allah’ın hücceti (a.f) ile birlikte olup aynı mecliste oturmanın tadına varmışlardır.
 

[1]-Usul-u Kafi, c.1, s.201
[2]-Mefatihu’l-Cinan. Ziyaret-i Camia-i Kebire. Bu ziyaret Ä°mam Hadi’den (a.s) nakledilmiÅŸtir. Senet ve metin olarak çok güvenilirdir. Åžia âlimlerinin, bu ziyaret duasına çok özel bir ilgileri bulunmaktadır.
[3]-Ä°hticac, c.2, s.542
[4]-Mefatihu’l-Cinan, Adile duası.
[5]- Ä°hticac, c.2, s.598
[6]-Nasibi; Ehlibeyt (a.s) ve özellikle Hz. Ali’ye (a.s) düÅŸman olan kimsedir.
[7]- Cizye; Müslüman olmayanlardan, Ä°slam hükümeti içinde yaÅŸamalarından dolayı alınan paradır. Bunun karşılığında emniyet içinde olmaları, Ä°slam devletinin imkânlarından yararlanmalarına izin verilir.
[8]- Biharu’l-Envar, c.52, s.178
[9]- Tevbe, 105
[10]- Kafi, c.1, Amellerin Sunulması babı, s.171
[11]-Kemalu’d-din, c.2, bab. 45, s.235-286
[12]- Kemalu’d-din, c.2, bab. 45, h.4, s.237
[13]- Harem; Türbeye, kabir ve mezarın bulunduÄŸu yere denir.
[14]- Biharu’l-Envar, c.52, s.174
[15]- Ä°sbatu’l-Hudat, c.3, h.112, s.463
[16]- Kemalu’d-din, c.2, bab.45, h.4, s.239
[17]- Enfal, 33
[18]- Kemalu’d-din, c.2, bab.43, h.12, s.171
[19] - Muntahabu’l-Eser, fasıl. 10, bab.7, s.658

Yorumlar

Yorum bırak

* Yıldız ile işaretlenmiş alanların kesinlikle değere sahip olmalıdır.