Peygamber'e En Çok Benzeyen

Peygamber'e En Çok Benzeyen

Peygamber'e En Çok Benzeyen; Ali Ekber'in (a.s)

Hiç şüphesiz zaman ve mekân, Hz. Hüseyin'in yaranları gibi vefalı bir ashap görmemiştir. Yaranlardan yaşayan her kim vardıysa kendileri ölmeden Peygamber'in (s.a.a) Ehl-i Beytinin ayaklarını meydana basmasına izin vermemiştir…

Ama onların en sonuncusu da kendi kanında yuvarlandıktan sonra, Haşim oğulları gençlerinin de aşk mezbahasına yönelmesinin zamanı gelmişti…

İmam Hüseyin'in Ali Ekber diye tanınan “Leyla binti Ebi Merre bin Urve bin Mesut”‌tan olan oğlu “Ali bin Hüseyin”‌ (a.s) İmam'ın ailesinden savaş meydanına gitmek için izin alan ilk kişi idi.

Ali Ekber (a.s) baba tarafından olsun, anne tarafından olsun insanların en şerefli nesebine sahiptir. Babası ve ceddinin tanıtılmaya ihtiyacı yoktur. Anne tarafından ise şu kimliğe sahiptir: annesinin babası yani “Urve b. Mesut Sakefi”‌ İslam dininin tebliği yolunda şehit düşmüştür. Onun hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ben, İsa b. Meryem'i gördüm ve Urve b. Mesut herkesten daha çok ona benzemektedir ve ayrıca onu dört Arap büyüğünden biri olarak saymıştır.

Ali Ekber (a.s), son derece ahlaklı ve oldukça yakışıklı biriydi ve Peygamber Efendimize (s.a.a) olan şiddetli benzerliğinden dolayı her ne zaman sahabe Peygamberi görmek ister ve onu özlerse ona bakarladı.

İlim ve kemal açısından da aşağıdaki olaya bakmak onun marifetini bize göstermek açısından yeterlidir:

Aşk kafilesi Mekke'den Kerbela'ya doğru yol aldığı günlerden bir gün, öğlen saatlerinde dinlenmek için konakladıkları bir sırada, imam Hüseyin (a.s) hafif bir uykuya dalmış ve bir süre sonra başını kaldırarak şöyle buyurmuştu:

"Bir münadi gördüm ki şöyle nida etmekteydi: Siz gidiyorsunuz ve ölüm sizin peşiniz sıra hareket etmektedir."

Ali Ekber (a.s) babasına şöyle arz etti:

"Babacığım! Acaba biz hak üzere değil miyiz?"

İmam Hüseyin (a.s) şöyle cevap verdi:

"Tabi ki oğlum, Allah'a and olsun ki biz hak üzereyiz."

Ali Ekber yiğit bir şekilde şöyle dedi:

"Öyleyse ölümden korkumuz yoktur."

İmam Hüseyin'i (a.s) teskin etme duygusu sararak şöyle buyurdu:

"Oğlum! Allah'ın babadan oğla vereceği en üstün mükâfatı sana versin."

Aşura Günü…

İmam Hüseyin (a.s) rahmet ve şefkatinden ötürü siyresi şu şekilde idi; her kim meydana gitmek için izin istese ilk önce izin vermezdi. Ama bu defa fark vardı; Ali Ekber (a.s) izin ister istemez, İmam (a.s) ona izin verdi…

Bu Allah Resulünün sünneti idi; O (savaş meydanlarından kendi yakınlarını uzak tutan başka liderlerin aksine) savaşlarda Ona (s.a.a) yakın olanları başkalarından daha önce savaş meydanına gönderirdi.

Hz. Hüseyin (a.s) ümitsiz bir şekilde oğluna baktı ve başını yere eğerek ağlamaya başladı…

Sanma ki söyledim git, kalbim seninle gitti,

Yüreğim dağlanarak seninle yaya koştu,

Kalbim senden önde, canım ensende, boyuna bakmakta,

Allah biliyor ve kalp şahittir ki ben ne çektim.

İmam Hüseyin (a.s) Ali Ekber'i savaş meydana gönderdikten sonra, bir elini göğe kaldırıp, diğer eliyle mübarek sakalını tuttuktan sonra Allah'la bu şekilde münacatta bulundu:

"Allah'ım! Sen şahit ol ki bu kavimle savaşmak için onlara doğru giden bu genç yaratılış, ahlak ve davranış açısından insanlar içinde Resulullah'a en çok benzeyendir ki her ne zaman Allah Resulüne iştiyak duysak onun yüzüne bakardık."

Âşıkların şahı, güzelliklerin yapıcısı,

Eline aldı o güzel sakalını,

Ah ve naleyle dedi: Ey benim Allah'ım,

Kin meydanına gitti benim Ekber'im,

O yaratılış, huy, davranış ve tutumda,

“Şahı Muhtar”‌ gibiydi.

Sonra bu ayeti okumaya başladı:

 “ان الله اصطفي آدم و نوحا و آل ابراهيم وآل عمران علي العالمين ذريهًْ بعضها من بعض والله سميع عليم”‌

"Allah birbirinden gelme bir nesil olarak Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi (soyu) ile İmrân ailesini (soyunu) seçip âlemlere üstün kıldı. Allah işiten ve bilendir."

Ali Ekber, düşmana doğru yöneldi ve Yezit ordularından bir çoğunu yerlere serdi.

Yavaş yavaş susuzluk ve aldığı yaraların çokluğu onu bitkin düşürmüş ve düşmanlardan biri başına bir darbe vurmuştu. Kan yüzünü kaplamış ve onu iyice sarsmıştı. Ali Ekber (a.s) yere düşmemek için atının geminden kavrayıp tuttu, ama düşmanların izdihamından dolayı atı Onu çadırların olduğu yere götüreceğine düşmanların merkezine sürükledi. Yezidilerin çadırlarının muhafızları atın etrafını sardı ve her taraftan Ali Ekber'in (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) bedenine kılıçlarla vurmaya başladılar öyle ki tarihçilerin yazdıklarına göre Ali Ekber'in bedeni parça parça olmuştu…

Ali Ekber (a.s), babasına seslenerek şöyle söyledi:

"Babacığım! Allah ısmarladık, bu ceddim Resulullah'tır, baş ucuma gelerek dolu bir kâseyle bana su içirdi…"

İmam Hüseyin (a.s) hızlı bir şekilde Ali Ekber'e kendisini yetiştirdi ve yüzünü yüzüne koyarak şöyle buyurdu:

"Ey oğulcuğum senden sonra bu dünyaya of (yazıklar) olsun…"

O an (İmam Sadık'tan (a.s) nakledilen ziyaret nameye göre) Ali Ekber'in kanından bir avuç alarak göğe doğru savurdu ve şaşılacak şey şu ki ondan bir damlası bile yere geri gelmedi…

Hz. Zeynep (s.a) bu sahneyi görür görmez çadırlardan koşarak dışarı çıktı ve şu şekilde:

"Ey küçük kardeşim, ey kardeşimin oğlu!" diye feryat ederek Ali Ekber'in bedeninin yanına ulaştı.

İmam Hüseyin (a.s) Hz. Zeyneb'i tutarak çadırlara geri gönderdi ve gençlere şöyle buyurdu:

"Kardeşinizi kaldırın ve çadırlara ulaştırın…"

Evet! İmam Hüseyin'in (a.s) kendisi tüm şehitleri çadırlara götürürdü; sadece İmam Hüseyin'in belini kıran iki şehit dışında. Biri oğlu Ali Ekber (a.s) diğeri kardeşi Ebu'l Fazlıl Abbas (a.s)…

الا لعنة الله علي القوم الظالمين ؛ و سيعلم الذين ظلموا أي منقلب ينقلبون


 

Kaynaklar:

* Seyyid ibni Tavus; el- Luhuf fi Katli Tufuf; Kum Razi yayınları, 1364

* Şeyh Abbas Kummi; Nefsi'l Mehmum; tercüme ve tahkik Allame Ebu'l Hasan Şe'rani; Kum: Zevil Kurba yayınları,1378

* Farsça şiirler; hal dilidir ve senedi kati değildir. (kaynak: Adab-ı mersiye hani. Yayına hazırlayan Murteza Vafi; Kum: Şafak Yayınları, 1380

sii.gen.tr

Yorumlar

Yorum bırak

* Yıldız ile işaretlenmiş alanların kesinlikle değere sahip olmalıdır.