Ä°mam Mehdinin DoÄŸumu

Ä°mam Mehdinin DoÄŸumu

HZ. MEHDÄ° (A.F)’Ä°N DOÄžUMU

ya aba saleh

     Ehl-i Beyt mektebine göre, Mehdilik inancı ahir zamanda dünyaya gelmesi beklenen belirsiz bir kurtarıcıya inanmak deÄŸildir. Bu mektebe göre Mehdi babası, annesi, doÄŸum yeri ve birçok diÄŸer ala-metleriyle tanınan, ÅŸu anda hayatta olan ve yeryüzünün Ä°mamı olup ancak Ä°lahi hikmet gereÄŸi gizli bulunan belli bir ÅŸahıstır. Åžia, Hz. Adem aleyhi’s-selâm’den ta kıyamete kadar yeryüzünün, asla Allah’ın hücceti olan mâsum bir önderden yoksun kalmadığına ve kalmayacağına inanmaktadır. [1]

     Åžia mektebi, son peygamber olan Hz. Muhammed Mustafa sallâ’llâhu aleyhi ve alih’ten sonra on iki mâsum Ä°mamın geldiÄŸine ve bunların sonuncusunun ise on ikinci Ä°mam olan Hz. Mehdi olduÄŸuna ve bu Ä°mamın Ä°lahi vaatlerin gerçekleÅŸmesi, dinin yeryüzüne tamamen hakim olması, hakkın batıldan tamamen ayrılması ve ÅŸartların elveriÅŸli hale gelmesi için uzun bir süre gözlerden saklı kalarak, Ä°mamet görevini yürüteceÄŸini ve sonunda zuhur edip tüm dünyada adaleti hakim kılacağına inanmaktadır.

   Åžia’ya Göre Hz. Mehdi Kimdir?

    Ehl-i Beyt mektebine göre ismi Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in ismi, künyesi de Resulullah’in künyesi olan Hz. Mehdi, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın soyundan gelmektedir ve Hz. Hüseyin’in oÄŸlu Hz. Ali ZeynülAbidin’in oÄŸlu Hz. Muhammed Bâkır’ın oÄŸlu Hz. Cafer Sadık’ın oÄŸlu Hz. Musa Kazım’ın oÄŸlu Hz. Ali Rıza’nın oÄŸlu Hz. Muhammed Taki’nin oÄŸlu Hz. Ali Naki’nin oÄŸlu Hz. Hasan Askeri’nin oÄŸludur. Yani Hz. Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in onuncu, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın ise Hz. Hüseyin aleyhi’s-selâm’den olan dokuzuncu torunudur.

   DoÄŸum Tarihi

    Merhum Åžeyh Mufid (Ölm. H. 413) "el Ä°rÅŸad" adlı kitabında ÅŸöyle der :

"Hasan Askeri’den sonra ki Ä°mam, onun oÄŸludur. Onun ismi Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’ın ismi ve künyesi de Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in künyesidir. Babasının ondan baÅŸka gizli veya aÅŸikâr bir oÄŸlu olmamıştır. Önceden de açıkladığımız gibi düÅŸmanlardan gizli bir ÅŸekilde onu kendisine halife kılmıştır.

Hicri 255. yılın Åžaban ayının 15’inde dünyaya gelmiÅŸtir. Annesi cariyedir ve Nergis diye tanınır. Babası vefat ettiÄŸinde beÅŸ yaşında idi; Allah ona hikmeti, Kur’an ilmini vermiÅŸ ve onu alemlere ilahi bir niÅŸane kılmıştır. Hz. Yahya’ya çocuklukta hikmeti verdiÄŸi gibi ona da çocuklukta hikmet vermiÅŸtir. Hz. Ä°sa’yı beÅŸikte peygamber kıldığı gibi onu da çocukluk döneminde Ä°mam kılmıştır."

 

ya hüccet ibni hasani askeri

    Ä°bn-i Hallekan da "Vefayat-ul A’yan"da ÅŸöyle yazar:

   "Hz. Mehdi’nin doÄŸumu cuma günü, Åžaban ayının on beÅŸinci gecesinde Hicri 255 yılında vuku bulmuÅŸtur. Babası vefat ettiÄŸinde beÅŸ yaşında idi. Annesinin adı Hamt idi; bazıları ise annesinin isminin Nergis olduÄŸunu söylemiÅŸlerdir."

     Muhammed b. Ahmed el-Maliki Ä°bn-i SabbaÄŸ, "Fusul-ül Muhimme" adlı kitabının on ikinci faslında ÅŸöyle der:

"Ebu-l Kasım Muhammed el-Hüccet b. Hasan el-Halis Hicri 255. yılının Åžaban ayının on beÅŸinci günü Surre Men Rea (Samerra) ÅŸehrinde dünyaya gelmiÅŸtir."

   DoÄŸum Yeri

    Ä°ÅŸaret edildiÄŸi gibi Hz. Mehdi Hicri Kameri 255 yılında BaÄŸdat’ın 175 kilometre kuzey batısına düÅŸen "Samerra" ÅŸehrinde dünyaya gelmiÅŸtir. Bu ÅŸehir "Mu’cem-ul Buldan" kitabının yazarı Himevi’nin yazdığına göre Abbasi Halifelerinden Mütesim tarafından devlet adamları ve özellikle askerlerin aileleriyle bir arada yaÅŸamaları için Hicri 220’de bir askeri lojman olarak inÅŸa edilmiÅŸtir." [2]

     Ä°mam Hasan Askeri ve babası Ä°mam Ali Naki aleyhi’s-selam’ın Askeri lakabıyla anılmalarının sebebi de bu ÅŸehirde yaÅŸadıkları mahallenin Askeri bölge olması ve Asker mahallesi diye tanınmış olmasıydı.

    Hz. Mehdi (a.s) Nasıl Dünyaya Geldi?

     ÇeÅŸitli muteber nakillere göre Hz. Mehdi dünyaya gelirken doÄŸumundan, babası Hasan Askeri takva, iffet ve paklık örneÄŸi olan annesi Nergis Hatun ve ilim, takva ve iffet örneÄŸi olan Ä°mam Hasan Askeri’nin halası Hakime Hatun’dan baÅŸka kimsenin haberi olmamıştır.

    Merhum Åžeyh Saduk, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’nin dünyaya geliÅŸini ÅŸöyle anlatır:

   "Ä°mam Muhammed Taki aleyhi’s-selâm’ın kızı ve Ä°mam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın halası olan Hakime Hatun diyor ki: " ...Ben kardeÅŸim Ä°mam Ali Naki aleyhi’s-selâm’ın ziyaretine gittiÄŸim gibi onun vefatından sonra da oÄŸlu Ä°mam Hasan Askeri’nin ziyaretine gidiyordum.

   Bir gün onların yanına gittim. Gün batıncaya kadar Ä°mam’ın yanında oturdum, akÅŸam olunca, cariyeye seslenerek: "Elbiselerimi getir de ben gideyim" dedim.

    Ä°mam Hasan Askeri: "Halacığım! bu gece bizimle kal." dedi. "Çünkü bu gece Åžaban ayının yarısının gecesidir. Bu gecede Allah’ın katında deÄŸerli ve O’nun hücceti olan bir çocuk dünyaya gelecektir. Yeri öldükten sonra diriltecek olan odur." "O çocuk kimden olacak?" diye sordum; "O, Nergis’ten olacak" diye cevap verdi.

    "Ey benim efendim, dedim, ben Nergis’te gebelik belirtisi göremiyorum."

O Tekrar, "Nergis’ten olacak, diÄŸerinden deÄŸil" dedi.

    Yatsı namazını bitirdikten sonra iftar ettim, sonra yerime çekildim, ama sürekli olarak Nergis’in durumunu gözetliyordum.

Gece yarısı olduÄŸunda namaz için kalktım. Namazımı bitirip Nergis’e baktığımda uykuda olduÄŸunu ve hiç kıpırdamadan yattığını gördüm."

     Olayın devamı Musa b. Muahmmed’in nakline göre ÅŸöyledir: Hakime Hatun diyor ki: "Oturup namazdan sonraki zikir ve duaları okuduktan sonra birazcık uyumuÅŸum; birden kaygıyla yerimden kalktım. Gördüm ki Nergis Hatun uyumuÅŸ. Biraz sonra o da kalktı ve gece namazı kıldı ve tekrar uyudu."

      Hakime Hatun ÅŸöyle devam ediyor: "Fecrin doÄŸup doÄŸmadığına bakmak için dışarı çıktım. Gördüm ki birinci fecir doÄŸmuÅŸ; ancak Nergis Hatun hâlâ uyuyordu. Bu durum kalbimde ÅŸüphe uyandırmaya baÅŸladı. Tam o sırada Hz. Ä°mam Hasan Askeri bulunduÄŸu yerden seslenerek: "Halacığım! Acele etme, çocuÄŸun doÄŸumu yaklaÅŸmıştır." dedi.

gül

Ben oturup Elif Lâm Mîm, Secde ve Yasin surelerini okumaya baÅŸladım. O sırada Nergis Hatun’un birden dehÅŸet içerisinde yerinden kalktığını gördüm; onun yanına koÅŸtum, onu göÄŸsüme yasladım. "Allah’ın yardımıyla! Ne oldu, bir ÅŸey mi hissediyorsun?" dedim. "Evet, halacığım" dedi.

"Kendini toparlamaya çalış, bu, sana vaat edilen ÅŸeydir iÅŸte" dedim.

    Bu halde ben ve Nergis Hatun uyuklama gibi bir hal geçirdik. Kendime gelir gelmez yeni dünyaya gelen bebeÄŸi düÅŸündüm. Nergis’in üzerindeki elbiseyi kaldırdım, secde halinde yere kapanmış olan yeni bebeÄŸi kucağıma aldığımda onun tertemiz olarak dünyaya geldiÄŸini gördüm. Öylece onu babasına götürdüm."

   Mes’udi’nin nakline göre Ä°mam Hasan Askeri çocuÄŸu sol elinin üzerinde oturttu ve saÄŸ eliyle de arkasından tutarak "KonuÅŸ" dedi. Bunun üzerine Hz. Mehdi konuÅŸmaya baÅŸladı ve: "EÅŸhedu en la Ä°lahe illallah ve eÅŸhedu enne Muhammed’en Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alihi ve sellem" dedi.

    Sonra Hz. Emir-ul Mü’minin Ali ve diÄŸer Ä°mamlara salavat getirdi.... [3]

    Bu rivayet birçok muteber senetle nakledilmiÅŸ ve Ehl-i Beyt mektebinin büyük alimlerince doÄŸruluÄŸu tasdik edilmiÅŸtir. Hatta Ehl-i Sünnet’in de bir çok tarih ve teracim hususunda eseri olan güvenilir alimleri Hz. Ä°mam Hasan Askeri’nin 15 Åžaban ayında Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih ile aynı ismi taşıyan bir çocuÄŸu olduÄŸunu bildirmiÅŸlerdir.

   Hz. Mehdi’nin DoÄŸumundaki Bazı Özellikler

     Hz. Mehdi’yi diÄŸer Ä°mamlardan ayıran birtakım özellikler vardır. Bu özelliklerden bazısı, bu Ä°mamın doÄŸumuyla ilgili meselelerdir. ÖrneÄŸin; Ä°mam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm Hz. Mehdi’nin dünyaya gelmesini düÅŸmanlardan gizli tutmuÅŸ ve sadece güvenilir dostlarına bu olayı bildirmiÅŸtir. Bu gibi konuların nedenini anlayabilmek için o dönemdeki varolan siyasi ve toplumsal ÅŸartları ve özellikle siyasi otoritenin Ehl-i Beyt’e karşı tutumunu incelemek gerekir.

   Abbasilerin, Ehl-i Beyt (a.s) ve Åžiilere Karşı Tutumu

    Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doÄŸumu Abbasilerin, hüküm sürdüÄŸü döneme rastlar. Bu yüzden bu dönemde hakim ÅŸartları incelemek için her ÅŸeyden önce Abbasi Halifelerinin Ehl-i Beyt Ä°mamlarına karşı izledikleri politikaya vakıf olmak gerekir.

     Tarih kitaplarında Abbasilerin hükümranlık süresi ile ilgili olarak kaydedilen olay ve vakıalara baktığımızda, onların da Ehl-i Beyt’e karşı büyük bir düÅŸmanlık beslediklerini, onları kendi rakipleri[4] olarak görüp çeÅŸitli vesilelerle onlara baskı yaptıklarını, halkla iliÅŸkilerini sınırlandırıp onlara ve dostlarına her türlü zulüm ve eziyeti reva gördüklerini görürüz. Gerçi Abbasiler, Emevilere karşı kıyamlarında Ehl-i Beyt’in haklarını savunmayı, Kerbela ÅŸehitlerinin intikamını almayı, kendilerine ÅŸiar edinmiÅŸlerdi. Ama baÅŸa geçtiklerinde onlar da Emevilerin yöntemine uyarak aynı yolu sürdürmüÅŸlerdir. O dönemde yaÅŸamış olan bir ÅŸair Abbasilerin tutumunu ÅŸöyle dile getirmiÅŸtir:

    Allah’a ant olsun ki, eÄŸer Ümeyye oÄŸulları zulüm ile Peygamber’in torununu katletmeye yeltendilerse, kabrini yıkmakla Abbas oÄŸulları da onlara uydular; öldürmekte onlara yardımcı olmaya muvaffak olmama teessüflerini, kabrini yıkmakla giderdiler. (Åžeyh Tusi, el-Emali)

     Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doÄŸumundan takriben on yıl önce baÅŸta bulunan Abbasi Halifesi Mütevekkil’in[5], Ehl-i Beyt’e karşı kin ve nefreti, o dereceye varmıştı ki, Hz. Hüseyin aleyhi’s-selâm’ın mezarını yıkma emrini vermiÅŸ, hatta bu mezardan bir iz bırakmamak için bir Yahudiden mezar-ı ÅŸerifin bulunduÄŸu yeri sürüp ekmesini istemiÅŸtir.[6]

     Ebu-l Ferec Ä°sfahani "Mekatil-ut Talibiyyin", s.395’de ÅŸöyle diyor:

Mütevekkil’in iÅŸlerinden biri de, Hz. Hüseyn’in kabrini yıkmak ve türbesini tahrip ettirmek idi. Yine o, Hz. Hüseyn’in mezarının ziyaretini önlemek için türbeye giden yollarda karakollar oluÅŸturmuÅŸ ve askerleri Hz. Hüseyn’in mezarını ziyaret eden birisini bulsalar hemen yakalıyor, öldürüyor veya ağır iÅŸkencelere tabi tutuyorlardı."

      Yine bu adam (Mütevekkil), Hz. Ali’ye olan düÅŸmanlığı yüzünden, ayyaÅŸlık meclislerinde maymun sıfatlı bazı uÅŸaklarına, Hz. Ali’nin taklidini yaparak halkı güldürüp eÄŸlendirmesini emrediyordu.

Mütevekkil’den sonra yönetime geçen oÄŸlu Muntasır Ehl-i Beyt’e karşı uygulanan zulmü kaldırmaya çalışmışsa da onun hükümdarlık süresi ancak yedi ay sürmüÅŸtür; ondan sonra Hicri 248’den sonraki yıl baÅŸa geçen Mustain ve Mu’taz babalarının yöntemine yeniden dönüp Ehl-i Beyt’e karşı zulüm ve baskılarını yenilemiÅŸlerdir.

Mu’taz döneminde Hz. Ä°mam Ali Naki zehirlenip ÅŸehit edilmiÅŸtir. [7] Bu dönemde Ehl-i Beyt’e karşı olan baskı o dereceye varmıştı ki, tanınmış kimseler dahi zalim Abbasi yöneticilerinin korkusundan kızlarını Ehl-i Beyt soyundan gelen gençlere vermekten sakınıyorlardı.

      ÖrneÄŸin Hz. Ali aleyhi’s-selâm r16;ın soyundan olan Muhammed b. Salih, Ä°brahim b. Müdebbir Ä°sa b. Musa Cehrumi’nin kızıyla evlenmek istediÄŸini ona bildirdiÄŸinde Ä°sa bu isteÄŸi reddederek ÅŸöyle dedi:

    "Allah’a yemin ediyorum ki senin soyunu tanımadığın için seni reddetmiyorum; çünkü bu soydan daha üstün bir soy tanımıyorum. Bu yüzden bu akrabalık herkes için bir iftihardır. Ama kendi can ve malım hususundan Mütevekkil ve oÄŸlundan korkuyorum." (Mekatil-ut Tali-biyyin, s. 604) Abbas OÄŸullarının Ümeyye OÄŸullarıyla Yöntem Farkı

     Abbasiler, Ehl-i Beyt’e karşı düÅŸmanlıklarında genellikle bir nevi nifaka baÅŸvurmuÅŸlardır. Bunun nedeni ise, Emevilerin Ehl-i Beyt’e karşı zulüm ve cinayetleri sonucu Müslümanların Ehl-i Beyt’i savunmaya kalkışması ve bu uÄŸurda çeÅŸitli kıyamların oluÅŸması ve aralıksız devam etmesiydi. Bu yüzden Abbasiler Ehl-i Beyt’e karşı açıkça düÅŸmanlıktan kaçınmışlardır.

      Bu siyaset gereÄŸi özellikle Me’mun’un döneminden baÅŸlayarak bir nevi nifakla Ehl-i Beyt’i zahirde kendi yanlarında göstermeye ve gerçekte ise her türlü hareketlerini kontrol altında bulundurmaya çalışmışlar ve istedikleri zaman zehirleyerek ÅŸehit etmiÅŸlerdir.

gül

      Ehl-i Beyt Ä°mamlarını zorla Medine’den Abbasi Halifesinin bulunduÄŸu ÅŸehre getirmiÅŸ ve çeÅŸitli yöntemlere baÅŸvurarak onları da kendi eksenlerinde yer alan kapıkulu alimlerden biri yapmaya yeltenmiÅŸlerdir. Hatta defalarca onları da kendi ayyaÅŸlık meclislerine çekmeye çalışıp toplumsal mevkilerini kırmak istemiÅŸlerdir. [8] Ama bütün bu komploları yenilgiyle sonuçlandığını ve Ehl-i Beyt’in, hilafet merkezinde bile gün geçtikçe takva, ilim ve pâklıklarıyla nüfuzlarının daha çok arttığını görünce zaaf ve acizliklerinin ifadesi olarak Ä°mamları zehirleyerek ÅŸehit etmiÅŸlerdir.

   

   Ä°mam Ali Naki ve Hasan Askeri (a.s) ‘ın Dönemleri

     Ä°mam Ali Naki ve Ä°mam Hasan Askeri’nin dönemlerinde bu zulüm, baskı ve iÅŸkenceler daha bir artış göstermiÅŸtir. Yirmi sekiz yaşında Abbasiler tarafından zehirle ÅŸehit edilen Ä°mam Askeri aleyhi’s-selâm kısa süren ömrü boyunca defalarca zindanlara atılmıştır. Zindanda olmadıkları sürede ise askeri lojmanların bulunduÄŸu Samerra ÅŸehrinde göz altında tutulmuÅŸlardır

       On ikinci Ä°mam’ın, Mehdi olduÄŸu hakkındaki hadisler ve Åžîa’nın, Ä°mam Hasan Askerî’yi on birinci Ä°mam olarak tanıması ve bunun tüm Müslümanlar nezdinde de bilinen on iki halife hadisi vb. hadiselerle de tam bir uyum içerisinde oluÅŸu, Abbas oÄŸullarının telaÅŸ ve korkusunu büsbütün artırmıştı. Bu durum Abbasi Halifelerini daha bir tedirgin etmiÅŸ olacak ki, baskılarını son iki Ä°mam’ın zamanında daha da artırmıştılar. Ä°mam Askeri aleyhi’s-selâm’ın henüz çocuÄŸu olmamıştı; fakat bu, doÄŸru muydu? Buna bir türlü inanamıyorlardı. Onun için de Ä°mam aleyhi’s-selâm’ın evleri, daima göz altındaydı; kesin bir çare olarak Ä°mamı zindana atmayı düÅŸündüler ve Abbasi Halifelerinden Mühtedî, Ä°mam aleyhi’s-selâm’ı zindana kapattırarak, Vasif oÄŸlu Sâlih’i de, hâllerini teftiÅŸe ve kendisine haber vermeye memur etmiÅŸti; haklarında her türlü zulmü yapması emredilen Salih, Ä°mam aleyhi’s-selâm’ın tesiri altında kalmış, Mühtedi’ye gündüzün akÅŸama dek, geceleyin sabaha kadar ibadetle meÅŸgul olan, kimse hakkında bir söz söyleyemem, duadan, ibadetten baÅŸka bir ÅŸeyle meÅŸgul olmayan bir kiÅŸi ne yapılabilir ki diye haber göndermiÅŸti.

      Ä°mam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm, Mu’temit tarafından da birkaç kez hapsettirilmiÅŸtir. Bu suretle devrin iktidârı, hem Ä°mam aleyhi’s-selâm’ı Åžiilerle görüÅŸmesini önlüyor, hem çocuk sahibi olmasını engelliyor, hem de göz altında bulunduruyordu. Mu’temit, zindandaki memurları vasıtasıyla, Ä°mam aleyhi’s-selâm hakkında dâima bilgi almaktaydı; fakat Ä°mam aleyhi’s-selâm’ın ibadet, namaz ve niyazdan baÅŸka bir ÅŸeyle uÄŸraÅŸ-madığını ona bildiriyorlardı; Ä°mam aleyhi’s-selâm her gününü oruçla geçiriyor ve kendi evinden gönderilen yemeÄŸiyle, zindandakilerle berâber iftar ederdi. Zindandakilerden de Ä°mam’a uyarak oruç tutanlar oluyordu.

     Ä°mam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm, bir kere de Ali b. Otamış adlı birinin murakabesi altında hapsedilmiÅŸti. Bu adamcağız, Alevilere (Ali evlatlarına) pek düÅŸmandı; kafasında, Ä°mam aleyhi’s-selâm’a iyice eziyet etmeyi kurmuÅŸtu; fakat Ä°mam aleyhi’s-selâm’ın heybetiyle beraber güzellikleri, temkin ve vakarıyla beraber lütuf ve mürüvveti, Rabbine yönelik ibadet ve itaati, bu zatı ÅŸaşırtmıştı; bir gün sonra Ä°mam’ı zindandan çıkarttı, ondan sonra da Ali evlatlarına karşı inancı deÄŸiÅŸti ve onların saygı gözeten saÄŸlam bir kiÅŸiliÄŸe sahip oldu.

      Ä°mam Hasan Askeri, son olarak, hicretin 260. yılında hapsedilmiÅŸlerdi. Bir gün, annelerine, "Bu yıl bir eziyete uÄŸrayacağım" buyurmuÅŸlardı. Anneleri, aÄŸlamaya baÅŸlayınca, "AÄŸlamanın, üzülmenin faydası yok" demiÅŸler, o yılın Sefer ayında memurlar gelip kendilerini almışlar, zindana atmışlardı.

     GörüldüÄŸü gibi, Ä°mam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm Abbasiler tarafından çok ÅŸiddetli bir takibe alınmış ve bu yolla Ä°mam’ın evlat sahibi olmasını kendi akıllarınca önlemek istemiÅŸlerdir.

   Ä°mam Hasan Askeri’yi Öldürmek Ä°stemeleri

     Önceden de deyinildiÄŸi gibi Ä°mam Hasan Askerî, çok ağır bir askeri kontrol altında yaşıyordu. Defalarca zindana atılmış, öldürülmesi kararlaÅŸtırılmıştı; ama her defasında beklenmedik Ä°lahî bir lütuf sonucu bu komplolardan kurtulmuÅŸtu.

Ä°rbili naklediyor ki: Mu’tez, Said isimli yardımcısına Ä°mam Hasan Askeri’yi Kufe’ye götürmesini emrettiÄŸinde, Ebu Heysem Ä°mam’a ÅŸöyle yazdı: "Sana feda olayım, bizi endiÅŸelendiren ve rahatımızı kaçıran bir haber aldık. Ä°mam Hasan Askeri cevap olarak: "Üç gün sonra bu endiÅŸeden kurtulacaksınız" diye yazdı. Üçüncü gün Mu’tez öldürüldü.

    Bu olayı Ä°bn-i ÅžehraÅŸup "Menakıb" adlı kitabında ÅŸöyle naklediyor:

    Mu’tez yardımcısı olan Said’e: "Ebu Muhammed’i (Ä°mam Hasan Askeri’yi) Kufe’ye götür ve yolda boynunu vur" diye emir gönderdi. Bunun üzerine Ä°mam’dan, bu endiÅŸeden kurtulacağımıza dair bir mek-tup elimize ulaÅŸtı. Bu olaydan üç gün sonra Mu’tez hilafetten alınıp öldürüldü.

      Mu’taz’dan sonra baÅŸa geçen Mühtedi, Ä°mam aleyhi’s-selâm’ı öldürme düÅŸüncesindeydi, ancak o da amacına ulaÅŸamadan can verdi.

Åžeyh Tusi "Gaybet" adlı kitabında Ebu HaÅŸim’den ÅŸöyle naklediyor: Ä°mam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm ile birlikte Vasık oÄŸlu Muhtedi’nin zindanına hapsedilmiÅŸtik. Ä°mam bana ÅŸöyle dedi: "Ey Ebu HaÅŸim, bu taÄŸut, bu gece Allah’ın emriyle oynamak ve onu hiçe saymak istiyor. Bu yüzden Allah Teala onun ömrünü kesecek ve sonrakine verecektir. Åžu an benim evladım yok, ama Allah Teala bana yakın bir zamanda bir oÄŸul verecektir." (Gaybet, s. 134)

      Ebu HaÅŸim diyor ki: O gecenin sabahı Türk askerleri Muhtedi’ye saldırıp onu öldürdüler ve Mu’temid onun yerine geçti. Böylece Allah bizi korumuÅŸ oldu.

    Åžeyh Saduk Muhammed Ä°bn-i Abdullah’tan naklediyor ki:

   Ä°mam Hasan Askeri, Zubeyrî (Bazı görüÅŸlere göre maksat Abbasi Halifesi Muhtedi’dir) öldürüldüÄŸünde evinden çıkıp ÅŸöyle dedi:

    "Bu Allah’ın velilerine karşı gelenlerin cezasıdır. O beni evladım olmadan öldüreceÄŸini sandı, karşılık olarak da Allah’ın kudretini gördü."

     Ahmed b. Muhammed b. Abdullah diyor ki: Bundan sonra Ä°mam oÄŸul sahibi oldu. [ 9]

     Mühtedi’den sonra baÅŸa geçen Mu’temid de defalarca Ä°mam’ı hapise atıp eziyetlere maruz bırakmış ve sonunda Ä°mam aleyhi’s-selâm Mut’emid tarafından zehir verilerek ÅŸehit ettirilmiÅŸtir.

     Bu durum, bir yönden Firavun’un Benî Ä°srail soyundan Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın dünyaya geleceÄŸi vaadini duyması ve bu vaadin Benî Ä°srail’deki önemini bilerek Benî Ä°srail’in oÄŸlan çocuklarını öldürtmesi ve bu yolla bu Ä°lahi vaadin gerçekleÅŸmesini önlemesine benzemektedir.

     Ä°ÅŸte Mehdi aleyhi’s-selâm, Ehl-i Beyt Ä°mamlarının büyük baskı ve zulüm altında bulunduÄŸu, zalimlerin bu Ä°mamları kendi askeri karargâhları sayılan bir ÅŸehirde gözaltında tutarak zahirde güvenlik hissettikleri karanlık bir dönemde Abbasi Halifesinin zulüm sarayının yanı başında Hicri 255. yılının Åžaban ayının on beÅŸinci gecesinde düÅŸmanların gözünden uzak bir ÅŸekilde dünyaya geldi ve böylece Allah’ın kesin iradesi gerçekleÅŸmiÅŸ oldu.

-----------------------------------------------------------

Kaynaklar:

[1] - Merhum Kuleyni "Usul-i Kafi"de sahih bir senetle naklediyor ki, Ä°mam Cafer Sadık aleyhi’s-selâm’a: "Yeryüzü Ä°mamsız olabilir mi?" diye soruldu. Ä°mam: "Hayır" dedi. "Ä°ki Ä°mam bir arada olabilir mi?" diye sorulunca da: "Hayır, meÄŸer ki biri susmuÅŸ olsun." diye buyurdu. "Usul-i Kafi", c. 1, s. 178.

[2] - Himevi, "Mu’cem-ul Buldan" ve Ä°bn-i Esir, "el-Kamil".

[3] - Åžeyh Saduk, "Kemal-ud Din", s. 425.

[4] - Merhum Kuleyni muteber senetle, Ehl-i Beyt’e karşı düÅŸmanlıklarıyla tanınan Abbasi Halifesinin BaÅŸ veziri Ubeydullah b. Hakan ile Ehl-i Beyt’e karşı tavrı babası gibi olan oÄŸlu Ahmed’in arasında ÅŸöyle bir sohbetin geçtiÄŸini oÄŸlunun dilinden nakleder: -"Bunca saygı gösterdiÄŸin bu ÅŸahıs kim idi?"- Bu Ä°bn’ür Rıza diye tanınan Rafizilerin Ä°mamı Hasan b. Ali’dir. Allah’a andolsun ki, eÄŸer hilafet bir gün Abbasi Halifelerinin elinden çıkacak olursa HaÅŸimilerden bu ÅŸahıstan baÅŸka hiçbir kimse bu makama layık olmaz. Bu ÅŸahıs fazilet, iffet, takva, züht, ibadet, güzel ahlak ve salahıyla bu makama layıktır..." (Kafi, c. 1, s. 504)

[5] - Mütevekkil, Hicri 232 yılında hukümdar olmuÅŸtur.

[6] - Bkz. "Tarih-i Taberi" ve "Tarih-i Ä°bn-i Esir" Hicri 236 yılının olayları bölümü.

[7] - Ä°mam Ali Naki’nin ÅŸehit edildiÄŸini Taberi Delail-ul Ä°mam adlı eserinde ve Siracuddin Rifai Sihah-ul Ahbar kitabında yazmışlardır.

[8]- Mutevekkil Ä°mam Ali Naki’yi, meclisinde, kendisine nedim etmeyi, bunu halka duyurup kadrini, hâÅŸâ, küçültmeyi tasarlamıştı. Bir gece yarısı, sarhoÅŸken, Ä°mam aleyhi’s-selâm’ı çağırttı. Ä°mam gelince, kendisini ağırladı, yanına oturttu; kadehi doldurup sundu. Ä°mam aleyhi’s-selâm: "Allah’a ant olsun ki, henüz etim, kanım, ÅŸarapla karışmadı." diye buyurdular, bu söz karşısında, meclistekiler, donup kaldılar. Mütevekkil, ÅŸarap kadehini dikip küstahça, öyleyse dedi, bir ÅŸiir oku. Ä°mam aleyhi’s-selâm: "Åžiirde de rivayetim azdır" buyurdular. Mütevekkil, aşırı ısrarda bulununca ÅŸu beytleri buyurdular:

Onlar (zalimler), korunmak için daÄŸ tepelerine tırmandılar;

Güçlü kiÅŸilerdi ama o tepeler fayda etmedi onlara, yenildiler.

Yüceldiler, sonra düÅŸürüldüler; çukurlara yerleÅŸtiler;

Ne de kötü yerlerdi onların yerleÅŸtikleri yerler.

Gömülüp gittiler; sonra da bir feryat eden, ardlarından bağırdı:

Nerde bilezikleri, nerde taht-taç, nerde süsler püsler?

Ne oldu o naz-ü naimle beslenen, bezenen yüzler;

Hani vaktiyle nazlarla, nimetlerle perdelenirdi o yüzler?

Kabir, bu soruya açık-seçik cevap veriyor da diyor ki:

Åžimdi o yüzlerde kurtlar oynaÅŸmada, kurtlara yem olmuÅŸ o yüzler.

Nice zamandır yediler-içtiler, geçindiler; Åžimdiyse dünya onları yer-içer.

Nice zaman evlerde barındılar; oturup esenleştiler;

Åžimdiyse evlerden de ayrıldılar; ehlinden-eyalinden de; geçip gittiler.

Bunca zaman hazineler yığdılar, mallar biriktirdiler;

Derken mallarını-mülklerini düÅŸmanlarına dağıttılar, gittiler.

Evleri bomboÅŸ; içindekilerse mezarlarında yatıyorlar; göçtüler, göçtüler."

Mütevekkil, bu ÅŸiiri dinleyince, sarhoÅŸlukla ÅŸarap kadehini yere fırlatıp ÅŸiddetle aÄŸlamaya koyuldu; meclistekiler de aÄŸlıyorlardı. Zevk meclisi, yas toplantısına dönmüÅŸtü.

Mütevekkil, Ä°mam aleyhi’s-selâm’dan özür diledi; Ä°mam aleyhi’s-selâm da kalkıp meclisi terk ettiler.

Mütevekkil, Ä°mam aleyhi’s-selâm’ı, Åžiilerin gözünde küçük düÅŸürmek için bir gün, bunca zamandır çalıştım, çabaladım, bir türlü ona ÅŸarap içiremedim dedi. Meclisindekilerden biri, "KardeÅŸi Musa’yı çağır; duyduÄŸumuza göre o, içermiÅŸ. O da Ä°bn’ür-Rızâ, bu da. Halk ne bilecek? Ä°bn’ür-Rıza, Halife’yle ÅŸarap içmiÅŸ diye bir söz yayılsın; Ä°mam’ın içmiÅŸ olduÄŸunu sanacaklar." dedi. Mütevekkil, bu sözü kabul etti; Musa’yı çağırttı. Ä°zzetle, ikramla Samerra’ya gelen Musa’yı Ä°mam aleyhi’s-selâm, Vasif köprüsünde karşıladılar; "Bu adam" buyurdular, "Seninle zevk meclislerinde bulunmak, sana ÅŸarap içirmek, seni ve soyumuzu aÅŸağılatmak için seni çağırttı. Allah’tan kork, Allah’tan çekin; onunla böyle bir ÅŸey yapmaya kalkışma." Musa; "Beni çağırır, böyle bir teklifte bulunursa ben ne yapabilirim" dedi. Ä°mam aleyhi’s-selâm, "Kadrini düÅŸürme; Rabbine isyân etme; sana ayıp-ar getirecek bir harekette bulunma" buyurdularsa da Musa, gene aynı tarzda sözler söyledi. Bunun üzerine Ä°mam aleyhi’s-selâm,"Onunla görüÅŸmek istiyorsun ama ebedi olarak onunla görüÅŸemeyeceksin" buyurdular.

Gerçekten de öyle oldu. Musa, ne zaman Mütevekkil’i görmeye gittiyse, "Bu gün meÅŸgul; sarhoÅŸ olup sızdı; uyuyor" gibi sözlerle kabul edilmedi; Samerra’da tam üç yıl kaldı; bir kere bile Mütevekkil’in yanına giremedi; sonunda Mütevekkil öldürüldü ve bu dönem de bitti (Tenkıyh’ul-Makâl; c. 3, s. 259).

Böyle bir dönemde Abbasi Halifelerinin zulüm ve fesadından yorulan halk tabii olarak zulüm ve fesattan ve her türlü pislikten temiz olan Ehl-i Beyt aleyhum’us-selâm’a yöneliyor ve onlara olan baÄŸlılık ve inançları daha bir pekiÅŸiyordu. Bu durumu sezen Abbasi Halifelerinin tedirginliÄŸi, Ä°mamlara olan hınç ve kinlerini iyice artırıyordu.

Abbasi Halifelerinin fesadı ve beyt-ul malı savurganlığı hakkında tarihe geçmiÅŸ bilgiler, kitaplar oluÅŸturacak derecede çoktur.

Yakut Himevi yazıyor ki:

Mütevekil’in bina ettiÄŸi saraylardan bazıları ve onların maliyeti ÅŸöyledir:

1- Aras Sarayı, 30000 dinar.

2- Muhtar Sarayı, 5000000 dinar.

3- Vahid Sarayı, 2000000 dinar.

4- Ca’feri Sarayı, 10000000 dinar.

5- Garıb Sarayı, 10000000 dinar.

6- Subh Sarayı, 5000000 dinar.

7- Melih Sarayı, 5000000 dinar.

8- İtahye Sarayı, 10000000 dinar.

9- Tell Sarayı, 5000000 dinar.

10- Cevsek Sarayı, 5000000 dinar.

11- Berkevar Sarayı, 20000000 dinar.

12- Kelaid Sarayı, 50000 dinar.

Yine Himevi’nin nakline göre, Mütevekkil’in 2500 civarında cariyesi vardı ki yalnız tahta oturma merasiminde 500 cariye ona hediye edilmiÅŸti.

Abbasi Halifelerinin fesatı ve savurganlıkları eÄŸlence ve ayyaÅŸlık destanları tarih kitaplarının sayfalarını karartmıştır. Özellikle Mütevekkil ve Mütevekkil’den sonraki dönemde, Müslümanların halifesi ismini taşıyan bu zatların en belirgin özelliklerinden biri ayyaÅŸlık ve savurganlık olmuÅŸtur.

Oysaki, bu dönemde Ehl-i Beyt soyundan gelen aileler Abbasi yöneticilerinin baskısı yüzünden, iktisadi yönden felaket sayılacak bir durumda yaşıyorlardı. Tarihçilerin nakline göre, Medine’de yaÅŸayan Ehl-i Beyt soyundan gelen birkaç hanımın dışarıda ortaklaÅŸa kullandıkları tek bir elbiseleri vardı ki, biri onu kullandığında diÄŸerleri evlerinde perde arkasında kalmak zorundaydılar.

[9] - Kemal-ud Din, s. 430.

Yorumlar

Yorum bırak

* Yıldız ile işaretlenmiş alanların kesinlikle değere sahip olmalıdır.