İmam Mehdinin Doğumundan İmam Askerinin Şahadetine Kadar Olan Dönem

İmam Mehdinin Doğumundan İmam Askerinin Şahadetine Kadar Olan Dönem

 

Ä°mam Mehdi’nin (a.f) doÄŸumunun gizli olmasından dolayı Åžiaların, imamlarını ve Allah’ın yeryüzündeki son hüccetini tanımaları konusunda ÅŸüpheye ve yanlış yola sapmalarından korkuluyordu.
Bundan dolayı, Ä°mam Askeri (a.s) vazifesi gereÄŸince oÄŸlunu (Ä°mam Mehdi -a.f-) Åžiaların ileri gelenlerine ve güvenilir insanlara tanıtması gerekiyordu.  Çünkü onların da Ehlibeyt (a.s) dostlarına bu haberi ulaÅŸtırmaları lazımdı. Ä°mam-ı Zaman’ı (a.f) tanıtırken de, onu tehdit edecek hiçbir tehlikede olmamalıydı.
Åžia büyüklerinden, on birinci imamın özel yaranlarından ve dostlarından olan Ahmet b. Ä°shak ÅŸöyle nakletmiÅŸtir:
“Ä°mam Askeri’nin (a.s) huzuruna vardım. Kendisinden sonraki imam hakkında soru sormak istiyordum. Ancak konuÅŸmaya baÅŸlamadan önce Ä°mam Askeri (a.s) ÅŸöyle buyurdu:
“Ey Ahmet! Allah’u Taala Âdem’i (a.s) yarattığından beri yeryüzünü hüccetsiz bırakmamıştır. Kıyamete kadar da böyle devam edecektir! Allah’ın hücceti sebebiyle bela yeryüzü ehlinden kaldırılır. (O’nun bereketli vücudu hürmetine)YaÄŸmur yaÄŸar, yeryüzünün nimetleri yeÅŸerir.”
“Ey Resulullah’ın (s.a.a) oÄŸlu! Sizden sonraki imam ve halife kimdir?” diye sordum.
Hazret acele ile içeriye girip geri döndü. Kucağında, üç yaşında ay gibi nur yüzlü bir erkek çocuÄŸu vardı. Ä°mam (a.s) ÅŸöyle buyurdu:
 “Ey Ahmet b. Ä°shak! EÄŸer Allah’u Taala ve O’nun hüccetleri nezdinde deÄŸerin olmasaydı, oÄŸlumu sana göstermezdim. Åžüphesiz bunun künyesi ve ismi Resulullah’ın (s.a.a) künyesi ve ismi ile aynıdır. Yeryüzü zulüm ile dolduÄŸu gibi, O’da adalet ile dolduracaktır.”
“Ey efendim! Kalbimin sükûnet bulması için her hangi bir niÅŸanesi var mıdır?” diye sordum.
(Bu esnada) Çocuk konuÅŸmaya baÅŸladı ve fasih bir Arapçayla ÅŸöyle dedi:
“Yeryüzündeki Bakiyyetullah ve Allah düÅŸmanlarından intikam alacak olan benim. Ey Ahmet b. Ä°shak! Gözün ile gördükten sonra bir niÅŸane peÅŸinde olma!”
Ahmet b. Ä°shak ÅŸöyle diyor: “(Bu sözleri duyduktan) Sonra, sevinçli bir ÅŸekilde Ä°mamın (a.s) evinden ayrıldım...”[1]
Åžiaların büyüklerinden sayılan Muhammed b. Osman ve birkaç ravi ÅŸöyle naklederler:
“Tamamı Åžialardan oluÅŸan kırk kiÅŸilik bir grup, on birinci imamın (a.s) huzuruna vardık. Ä°mam Hasan Askeri (a.s) çocuÄŸunu bize gösterip ÅŸöyle buyurdu: “Benden sonra bu sizin imamınız ve benim halifemdir. Onun emrine uyun, benden sonra dinde ayrılığa düÅŸmeyin. Aksi halde helak olursunuz ve (Biliniz ki!) bugünden itibaren O’nu göremeyeceksiniz.”[2]
Åžunu da belirtmek gerekir ki, özellikle tavsiye edilen dinî sünnetlerden birisi de akîke etmek ve velime vermektir. Akîke ve velime; koyun kesip, insanlardan bir gruba yemek yedirmek anlamına gelir. Bu sünnetler, çocuÄŸunun uzun ömürlü olmasında, saÄŸlık ve sıhhatinde çok önemli etkileri vardır. Ä°mam Hasan Askeri (a.s) defalarca çocuÄŸu için akîke kurbanı kesmiÅŸtir.[3] Ä°mam Hasan Askeri (a.s), Peygamber efendimizin (s.a.a) güzel sünnetine amel etmenin yanı sıra, Åžialarına on ikinci imamın doÄŸduÄŸunu da bildirmek istemiÅŸtir.
Muhammed b. Ä°brahim ÅŸöyle diyor:
“Ä°mam Askeri (a.s) bir koyun kesip Åžialarından birisine gönderdi ve ÅŸöyle buyurdu: “Bu koyun, oÄŸlum (Muhammed)’in akîke kurbanıdır.”[4]
Ä°mam Mehdi’nin (a.f) hayatında mütalaa edilmesi gereken en güzel dönemlerden birisi de gaybetten önce, doÄŸumunun ilk zamanlarında, onda görülen mucize ve kerametlerdir.  Büyük ilahi niÅŸanelerden olan hazretin hayatının bu bölümünden genellikle gaflet edilmiÅŸtir. Biz onlardan sadece birini numune olarak zikrediyoruz:
Ä°brahim b. Ahmed NiÅŸaburî ÅŸöyle nakleder:
“(Åžiaları öldürmeye karşı çok istekli bir komutan olan) Zalim Amr b. Avf beni öldürmeyi planlıyordu. Çok korkmuÅŸtum. Öyle ki korku bütün vücudumu sarmıştı. Bundan dolayı akrabalarım ve ailem ile vedalaÅŸtıktan sonra, imam Hasan Askeri (a.s) ile de vedalaÅŸmak için evine doÄŸru yola koyuldum. Ä°mam (a.s) ile vedalaÅŸtıktan sonra kaçmayı düÅŸünüyordum. Eve girince Ä°mam Hasan Askeri’nin (a.s) yanında yüzü ayın on dördü gibi parlayan ve yüzündeki nur beni ÅŸaÅŸkınlık içerisinde bırakan bir erkek çocuÄŸu gördüm. Neredeyse aklımdaki (yani öldürülmek ve kaçmakla ilgili olan) her ÅŸeyi unutuyordum.
Bu esnada çocuk bana ÅŸöyle dedi; “Ey Ä°brahim! Kaçmana gerek yok. Çok yakında Allah, onun ÅŸerrini senden uzaklaÅŸtıracaktır.”
ÅžaÅŸkınlığım iyice arttı. Ä°mam Hasan Askeri’ye (a.s) canım size feda olsun! Aklımdan geçenleri haber veren, bu çocuk kimdir diye sordum. Bunun üzerine Ä°mam Askeri (a.s): “O benim çocuÄŸum ve benden sonra yerime geçecek olan kimsedir...”diye buyurdu.
Ä°brahim ÅŸöyle devam eder:
“Dışarı çıktım. Allah’ın lütfüne ümit baÄŸlamıştım. On ikinci imamdan (a.s) duyduklarıma inanıyor ve güveniyordum. Birkaç gün sonra amcam, Amr b. Avf’ın ölüm haberi müjdesini bana verdi.”[5]
Ä°lahi imamet zincirinin parlayan son yıldızı, hayatının ilk yıllarında da Åžiaların çeÅŸitli sorularına ikna edici saÄŸlam delillerle çok güzel cevaplar veriyor, kalplerini sakinleÅŸtiriyor ve güven kazanmalarını saÄŸlıyordu. Åžimdi bu cevaplardan birini kısaca aÅŸağıda zikredeceÄŸiz:
Åžiaların büyüklerinden olan Sa’d b. Abdullah Kummî, Ä°mam Hasan Askeri’nin (a.s) vekili Ahmed b. Ä°shak Kummî ile birlikte soru sorup cevap almak için on birinci imamın yanına gitti. Bu görüÅŸme ÅŸu ÅŸekilde nakledilmiÅŸtir:
“Soru sormak istediÄŸim zaman Ä°mam Askeri (a.s) çocuÄŸuna iÅŸaret etti ve ÅŸöyle buyurdu: “Gözümün nurundan sorun!” Bu esnada çocuk bana döndü ve “Ne istiyorsan sor, dedi.
Ben “كهيعص” (Mukatta harfleri) nedir, diye sordum.
Åžöyle buyurdu: “Bu harfler Allah’ın gaybî haberlerdendir. Allah, bu harflerin manasını kulu (ve Peygamberi) Zekeriya’ya (s.a) bildirdi. Daha sonra da Hz. Muhammed (s.a.a) için açıkladı. Olay ÅŸöyle gerçekleÅŸmiÅŸtir:
 Zekeriya (a.s) yüce Allah’tan beÅŸ kiÅŸinin (Âl-i Aba’nın) isimlerini kendisine öÄŸretmesini istedi. Allah’u Taala Cebrail’i (a.s) göndererek O’na bu isimleri öÄŸretti. Zekeriya (a.s) (Mukaddes isimleri); Muhammed (s.a.a), Ali, Fatima ve Hasan (a.s) isimlerini zikredince bütün sıkıntıları bertaraf oluyordu. Hüseyin’in (a.s) ismini anınca sıkıntı ve hüzün boÄŸazına düÄŸümleniyor ve nefes nefese kalıyordu. Bir gün “Allah’ım, niçin bu isimlerden dördünü zikredince bütün üzüntülerim gidiyor, endiÅŸelenmekten kurtuluyor ve kalbim sakinleÅŸiyor ama Hüseyin’in (a.s) ismini anınca gözyaÅŸlarıma engel olamıyor ve feryadım yükseliyor?” dedi.
Allah, O’na Hüseyin’in (a.s) (Kerbela) olayını bildirdi ve ÅŸöyle buyurdu: “كهيعص” (bu olayın simgesidir.) “Ùƒ” (Kaf), Kerbela’nın sırrıdır. “Ù‡  (Ha) O’nun ailesinin “zulüm göreceÄŸi” (yok) edileceÄŸinin belirtisidir.  “ÙŠ”  (Ya) Hüseyin’e (a.s) zulüm ve cefa eden “Yezid’in” ismini gösterir, “ع” (Ayin) Kerbela’nın susuzluÄŸuna iÅŸaret eder ve “ص” (Sa’d) ise Ä°mam Hüseyin’in (a.s) sabrı ve direniÅŸinin niÅŸanesidir...
“Ey efendim! Halk, niçin kendi imamlarını seçmekten men edilmiÅŸtir?” diye sordum.
Ä°mam (a.s) ÅŸöyle buyurdu: Islah eden imamı mı, bozgunculuk çıkaran imamı mı kastediyorsun?”
“Toplumu ıslah eden imamı kastediyorum” diye arz ettim.
Hiçbir kimsenin baÅŸkasının kalbindeki barışseverlilikten ve bozgunculuktan haberi olmadığını göz önünde bulundurulursa, acaba insanların seçtiÄŸi kiÅŸinin bozgunculuk çıkaran bir kiÅŸi olma olasılığı yok mudur dedi, “Evet bu olasılık vardır.” dedim. Ä°mam “Ä°ÅŸte nedeni budur.”diye buyurdu.[6]
Åžialar arasında yaygın örf ve adetlerden birisi de masum imamlara (s.a) hediyeler ve verilmesi farz olan mallarını göndermeleriydi. Ä°mamlar (a.s) bunları kabul ettikten sonra, toplumda ihtiyacı olanlara dağıtıyor ve onların sıkıntılarını gideriyorlardı.
Ä°mam Hasan Askeri’nin (a.s) vekillerinden biri olan Ä°bn-i Ä°shak ÅŸöyle diyor:
“Åžiaların mallarından oluÅŸan bir miktar eÅŸyayı, on birinci imama (a.s) götürüp takdim ettim. Ä°mamın (a.s) ay yüzlü küçük oÄŸlu yanında oturuyordu. Ä°mam Hasan Askeri (a.s) çocuÄŸuna dönerek ÅŸöyle buyurdu: “OÄŸlum, Åžiaların ve dostlarının hediyelerini aç! Çocuk kendi mübarek elini kastederek) “Efendim! Temiz elin temiz olmayan hediyelere, helal ve haramın birbirine karıştığı mallara uzanması doÄŸru mudur?” dedi.
Ä°mam Hasan Askeri (a.s) ÅŸöyle buyurdu: “Ey Ä°bn-i Ä°shak! Helal ve haram olanları birbirinden ayırması için, eÅŸyaları aç ve çıkar.”
Birinci keseyi çıkardım. Çocuk “Bu kese falan ÅŸahsındır. Kum ÅŸehrinin falanca mahallesinde oturan falan adama aittir; (Ä°smini ve oturduÄŸu mahallenin adını da söyledi.) Ä°çinde altmış iki eÅŸref (altın) vardır. Altmış iki eÅŸreften kırk beÅŸi, sahibinin babasından miras kalan sattığı taÅŸlık yerin parasıdır. On dört dinarı sattığı dokuz elbisenin ve üç dinarı da dükkânlarının kirasıdır.”dedi.
Ä°mam Askeri (a.s): “OÄŸlum, doÄŸru söyledin. Åžimdi Bu malların hangisinin haram olduÄŸu konusunda yol göster.”diye buyurdu. Çocuk çok dikkatli bir ÅŸekilde haram sikkeleri belirledikten sonra haram olmalarının nedenini de net bir ÅŸekilde açıkladı.
Sonra baÅŸka bir keseyi çıkardım. Çocuk kese sahibinin ismini, adresini ve oturduÄŸu mahallenin adını söyledikten sonra ÅŸöyle buyurdu:
“O kesenin içinde elli eÅŸref vardır. Ona dokunmamız doÄŸru deÄŸildir.” Sonra paraların niçin haram olduÄŸunu tek tek açıkladı!
Ä°mam Askeri (a.s); “OÄŸlum! DoÄŸru söyledin” buyurdu. Sonra Ahmed b. Ä°shak’a dönerek ÅŸöyle buyurdu:
“Bunların hepsini sahiplerine iade et ve onlara, (malları gerçek) sahiplerine geri vermelerini tavsiye et. Bizim bu mallara ihtiyacımız yoktur...”[7]
Ä°mam Mehdi’nin (a.f), gaybet dönemi baÅŸlamadan önce, yaÅŸamının en önemli olaylarının sonuncusu, deÄŸerli babası olan on birinci imamın (a.s) temiz bedeni için kılmış olduÄŸu cenaze namazıdır.
On birinci imamın (a.s) hizmetçisi Ebu’l Edyân bu konuyu ÅŸöyle nakleder:
“Ä°mam Hasan Askeri (a.s) mübarek ömrünün son günlerinde bana birkaç mektup verdi ve ÅŸöyle buyurdu:
 “Bu mektupları Medâin ÅŸehrine götür. On beÅŸ gün sonra Samerra’ya döneceksin ve benim evimden aÄŸlama sesleri duyacaksın. [Bedenimi] Musalla taşının üzerinde göreceksin.”
Ey efendim! Böyle bir durumda, sizin yerinize geçecek, imam ve halife kimdir diye sordum. Ä°mam (a.s); “Benim mektuplarımı sana soracak olan kimse, benden sonraki imamdır.”diye buyurdu.
BaÅŸka ne gibi niÅŸanesi var, diye sordum. “Benim namazımı kılan kimse, benden sonraki imamdır” diye buyurdu.
“BaÅŸka niÅŸaneler de açıklayın.” dedim.
Ä°mam (a.s); “Keseden haber veren kimse, benden sonraki imamdır” diye buyurdu. Ancak imamın heybeti, kesenin içinde olanları sormama engel oldu?
Mektupları Medâin ÅŸehrine götürdüm. Cevaplarını aldım. Ä°mamın (a.s) buyurduÄŸu gibi on beÅŸ gün sonra Semarra’ya geri döndüm. Hazretin (a.s) evinden aÄŸlama, feryat ve figan sesleri duydum. Ä°mam Askeri’nin (a.s) mübarek bedenini musalla taşının üzerinde gördüm.
Bu esnada, Ä°mam Askeri’nin (a.s) evinin önünde kardeÅŸi Cafer’i gördüm. Bir grup Åžia’nın, kardeÅŸinin vefatından sonra ona baÅŸsaÄŸlığı dilediÄŸini ve Ä°mametinden dolayı tebrik ettiklerini fark ettim.
Kendi kendime “EÄŸer bu (Cafer) imam olursa imamet yok olur gider.” dedim. Çünkü onu tanıyordum; ÅŸarap içer, kumar oynar ve eÄŸlence düÅŸkünü biriydi.
(Ä°mamet niÅŸanesi peÅŸinde olduÄŸum için) yanlarına doÄŸru ilerledim. DiÄŸerleri gibi baÅŸsaÄŸlığı dileyip tebrik ettim. Fakat o, mektuplar hakkında bana bir ÅŸey sormadı.
 Bu esnada (hizmetçilerden birisi olan) Akid, evden dışarı çıktı ve Cafer’e dönerek: “Ey efendim! KardeÅŸinizin (Ä°mam Askeri -a.s-)  kefen iÅŸlemi bitmiÅŸtir, artık kalkıp cenaze namazını kılınız!” dedi. Ben, Cafer ve bir grup Åžia’yla eve girdik. On birinci imamı kefenlenmiÅŸ bir halde tabutta gördüm. Cafer kardeÅŸinin namazını kılmak için öne geçti.
Tekbir getirmek üzereyken buÄŸday tenli, kıvırcık saçlı, düzgün diÅŸlere sahip olan bir çocuk içeri girdi. Cafer’in elbisesinden tutarak “Ey amca! Arkaya geç, babamın namazını kılmaya ben senden daha evlayım” dedi.
 Cafer, yüzünün rengi kaçmış ve sararmış bir ÅŸekilde arkaya geçti.  Çocuk öne geçerek Ä°mamın (a.s) cenaze namazını kıldırdı. Sonra (bana) “Sende olan mektupların cevaplarını bana ver” dedi. Bunun üzerine mektupları O’na verdim.
Kendi kendime “Bu çocuÄŸun imametini gösteren iki niÅŸane gerçekleÅŸti, ancak kese’den henüz bir haber çıkmadı.” dedim. Cafer’in yanına gittim. O’nun ah vah ettiÄŸini gördüm. Åžialardan birisi “O çocuk kimdir?” diye sordu.
Cafer, “Allah’a andolsun! O’nu hiçbir zaman görmedim ve tanımıyorum.” dedi.
Ebu’l Edyân sözlerine ÅŸöyle devam eder:
“Toplu halde oturuyorduk. Bu esnada Kum ahalisinden bir grup geldi. Ä°mam Hasan Askeri’yi (a.s) sordular. Ä°mamın (a.s) ÅŸehit edildiÄŸini duyduktan sonra “Kime baÅŸsaÄŸlığı dileyelim?” diye sordular. Orada olanlar, Cafer’i gösterdiler. Cafer’e selam verip ve baÅŸsaÄŸlığı dilediler.
 Sonra Cafer’e dönerek “Bizim yanımızda mektuplar ve bir miktar mal var. Bu mektupların kime ait olduklarını ve malların ne kadar olduÄŸunu bize söyle” dediler.
Cafer öfkelenerek ayaÄŸa kalktı ve “Bizden gaybî ilim mi soruyorsunuz dedi. Bu esnada hizmetçi içeri girdi ve “Falan ÅŸahısların mektupları sizin yanınızda mıdır?  (mektupların sahiplerinin isimlerini, özelliklerini söyledi.) Ayrıca sizin yanınızda bin dinar var. On dinarının üzerindeki resimler silinmiÅŸtir.” dedi.
Bunun üzerine mektupları ve malları ona verdiler ve ÅŸöyle dediler: “Bunları almak için seni gönderen kimse imamdır”...[8]


[1]- Kemalu’d-din, c.2, bab.38, h.1, s.80
[2]- Kemalu’d-din, c.2, bab.43, h.2, s.162
[3]- Kemalu’d-din, c.2, bab.42, h.2, s.162
[4]- Kemalu’d-din, c.2, bab.42, h.2, s.158
 
[5]- Ä°sbatu’l-Hudat, c.3, fasıl.7, s.700
[6]-Kemalu’d-din, c2, bab.43, h.21, s.190; Bu konu hakkındaki açıklamalar kitabın birinci faslında; Ä°mamın, Allah tarafından seçilmesi bölümünde zikredilmiÅŸtir.
[7]- Kemalu’d-din, c.2, bab.43, h.21, s.190
[8]- Kemalu’d-din, c.2, bab.43, h.25, s.223

Yorumlar

Yorum bırak

* Yıldız ile işaretlenmiş alanların kesinlikle değere sahip olmalıdır.