Mehdeviyete Ä°nanmak

Mehdeviyete Ä°nanmak
hz. mehdi’ye inanmak  1

 

 

   Hz. Ä°mam Mehdi (a.s)’ın ahır zamanda zuhur edip zulüm ve haksızlıkla dolmuÅŸ olan yeryüzünden her türlü zulüm ve haksızlığı kökünden kazıyarak onu baÅŸtan baÅŸa adalet ve eÅŸitlikle dolduracağı inancı, asr-i saadetten itibaren Müslümanlar arasında yaygın olan köklü bir Ä°slamî akide olup, ilgili bilgi ve belgeler Ä°slamî kaynakların genelinde yer almıştır. Ancak hemen-hemen Ä°slâmî kaynakların tamamında yer alan Ä°mam Mehdi (a.s) hakkındaki bilgi ve belgelere geçmeden önce, Hz. Resulullah (s.a.a)'ın: “Kim boynunda biat olmadan (baÅŸka bir hadiste ise) -Kim zamanının imamını tanımadan- ölürse, cahiliye ölümüyle ölmüÅŸtür.”[1] hadis-i ÅŸerifine dikkat çekmek istiyorum.

   NaklettiÄŸimiz bu hadisler, her zamanda herkes için büyük bir sorumluluk getirmektedir. Bu hadisler herkesi kendi zamanının imamını tanımak ve ona biat etmekle yükümlü kılmıştır.

   Nitekim Allah Tealâ’nın; “O gün ki, her grup insanı imamlarıyla (önderleriyle) çağırırız; o gün kitabı sağından verilenler kitaplarını okurlar; onlara kıl kadar haksızlık edilmez. Bu dünyada (kalbi) kör olan ise, ahirette daha kör ve daha ÅŸaÅŸkındır.” [2] ayetleri de, istisnasız her zaman ve mekânda insanların itaat etmesi farz olan bir imamın var olduÄŸunu, dünya yaÅŸamlarında o imamı tanıyıp itaat edenlerin ahirette amel defterleri saÄŸ ellerinden verilecek olan ilahi mükafatı hak eden Ashab-ı Yemin olduklarını, dünya yaÅŸamlarında o imamı tanımak hususunda ÅŸaÅŸkınlığa düÅŸüp kör kalanların ise, ahirette daha kör ve daha ÅŸaÅŸkın olacaklarını açıkça ortaya koymaktadır.

   Ne ilginçtir ki, Ehl-i Sünnet’in önde gelen müfessirlerinden Kurtubî, kendi tefsirinde bu ayeti tefsir ederken, Mucahid ve Katade’nin, ayette geçen “imamlar”dan maksadın, insanın kendine önder kabul ettiÄŸi liderler olduÄŸunu, hak ehlinin kıyamet günü peygamberlerinin önderliÄŸinde ayaÄŸa kalkarak amel defterlerini saÄŸ ellerinden alacaklarını ve batıl ehlinin de dalâlet liderlerinin önderliÄŸinde ayaÄŸa kalkarak amel defterlerini sol ellerinden alacaklarına dair görüÅŸlerini naklettikten sonra Hz. Ali (a.s)’ın da; “Ayette geçen ‘imamlar’dan maksat, her asrın imamıdır.” buyurduÄŸunu kaydetmiÅŸ, sonra da Hz. Ali’nin Allah Resulü’nden naklettiÄŸi ÅŸu hadise yer vermiÅŸtir: Allah Resulü buyurmuÅŸtur ki:

   “Kıyamet günü herkes kendi zamanının imamı, Rabbinin kitabı ve peygamberinin sünneti ile çaÄŸrılacak ve denilecek ki: ‘Ä°brahim’in takipçilerini getirin, Musa’nin takipçilerini getirin, Ä°sa’nın takipçilerini getirin ve Muhammed’in takipçilerini getirin.’ Böylece hak ehli ayaÄŸa kalkacak ve amel defterlerini saÄŸ ellerinden alacaklar. Sonra; ‘Åžeytanın takipçilerini ve sapık önderlerin takipçilerini getirin.’ denilecektir. Evet imam, ya hidayet imamı olur, ya da sapıklık imamı.” [3]

   Bu gerçeÄŸi ortaya koyan diÄŸer bir ayet de Allah Tealâ’nın; “Yarattıklarımız içerisinde bir topluluk vardır ki, hak ile hidayet eder ve onunla hükmederler.” [4] ayetidir.

                    

hz. mehdi’ye inanmak  1

 

 

   Bu ayet-i kerime, her zaman için insanlar içerisinde hak üzere olup hakka hidayet eden ve hak ile hükmeden masum önderlerin var olduÄŸunu ve var olmaya devam edeceÄŸini açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim Ehl-i Sünnet’in önde gelen müfessirlerinden Fahr-i Razî de bu ayetin tefsirinde Cübaî’den naklen der ki: “Bu ayet, yeryüzünün hiçbir zaman hak üzere olup hak ile amel eden ve hak ile hükmeden kimselerden boÅŸ olmayacağını ve onların hiçbir zaman batıl üzere birleÅŸmeyeceklerini göstermektedir.”[5]

   Fahr-i Razî, Allah Tealâ’nın; “O gün her ümmetten bir kiÅŸiyi onlara ÅŸahit tutarız; seni de bunlara ÅŸahit getiririz.”[6] ayetinin tefsirinde de der ki: “Yeryüzünde var olan her topluluk içerisinde ve her asırda onlara ÅŸahitlik yapacak biri olmalıdır. Allah Resulü’nün asrındaki ÅŸahide gelince o, Allah Tealâ’nın; “Böylece sizi insanlara ÅŸahit olmanız için orta bir ümmet kıldık, Peygamber de size ÅŸahittir.”[7] ayetinin mucibince Resul’ün kendisidir. Allah Resulü’nün zamanından sonra da her zaman için bir ÅŸahidin var olması gerektiÄŸi ispatlanmıştır. Bu, hiçbir asrın insanlara tanıklık edecek bir ÅŸahitten hali olmadığı sonucunu doÄŸurur. Bu ÅŸahit de caiz’ül-hata olmamalıdır. Aksi takdirde onun kendisi de baÅŸka bir ÅŸahide muhtaç olur ve bu sonsuza kadar teselsül edip gider. Teselsül ise batıldır. O hâlde, her asırda sözleriyle hücceti tamamlayan bir topluluÄŸun var olduÄŸu sabit olmuÅŸtur.” [8]

   Sonuç olarak naklettiÄŸimiz bu ayet ve hadisler, her zaman ve asırda insanların tanıyıp itaat etmesi gereken masum önderlerin var olduÄŸunu açıkça ortaya koymaktadır. Allah Resulü de; “Zamanının imamını tanımadan veya boynunda biat olmadan ölen, cahiliye ölümü ile ölür.” buyururken mutlaka böyle bir imamı kastetmiÅŸtir. Yoksa Allah Resulü’nün, insanlara zamanın imamı olarak diktatör sultanları ve zalim yöneticileri tanıyıp onlara biat etmelerini söylemesi ve onları tanımayıp onlara biat etmeyenlerin cahiliye ölümü ile öleceklerini buyurması düÅŸünülemez; böyle bir ÅŸeyi düÅŸünmek küfür ve inançsızlık olur.

   Kısacası; zalim yöneticileri tanımamak ve onlara biat etmemek, ne cahiliye ölümüyle ölme sonucunu doÄŸurabilir, ne de ahirette kör ve ÅŸaÅŸkın olarak haÅŸr olmayı. Aksine, onlara gönül vermek ve onlara biat ederek yaptıkları mezalime katkıda bulunmak, böyle bir sonuç doÄŸurabilir. O hâlde, tanınması ve biat edilmesi farz olan imam, Allah Resulü’nün; “Benden sonra hepsi KureyÅŸ'ten olan on iki halife gelecektir.”[9], “KureyÅŸ'ten on iki halife oldukça bu din, düÅŸmanlarına karşı hep muzaffer olacak ve hiçbir muhalif ve münafık ona zarar veremeyecektir.”[10], “Benden sonra halifelerin sayısı, Ä°srail oÄŸullarının reisleri gibi, on ikidir.”[11], “Benden sonra imamların sayısı, Ä°srail oÄŸullarının reisleri ve Ä°sa’nın havarîleri gibi, on ikidir.”[12],“Benden sonra Ehl-i Beyt’imden on iki imam gelecektir.”[13],“Ben peygamberlerin efendisiyim, Ali bin Ebu Talip de vasilerin efendisidir; benim vasilerim on iki kiÅŸidir. Onların ilki Ali, sonuncusu da Kaim’dir.”[14] gibi tabirlerle ümmete muÅŸtuladığı kimseler, Ehl-i Beyt’inden olan On Ä°ki Ä°mamlardan gayrisi olamaz.

   Ama ne var ki, Allah Resulü’nün ümmetine hidayet meÅŸalesi ve kurtuluÅŸ gemisi olarak tanıttığı Ehl-i Beyt Ä°mamları'ndan on biri, kendi dönemlerinde Hz. Resulullah’tan sonra fırtınalara kapılan Ä°slâm ümmeti gemisine kaptanlık yapmış ve hidayet arayanları selâmetle kurtuluÅŸ sahiline hidayet etmiÅŸlerse de, sonunda onların on biri de zalimler tarafından katledilerek veya zehirlenerek ÅŸehit edilmiÅŸlerdir. Sadece Ehl-i Beyt Ä°mamları’nın sonuncusu olan on ikinci imam Hz. Mehdi (a.s), bir takım bizce bilinen ve bilinmeyen neden ve hikmetlerden dolayı ÅŸimdilik gözlerden ırak olsa da, Allah Tealâ’nın özel korumasıyla hayatta bulunmakta ve Hz. Resul ve Ehl-i Beyt Ä°mamları'nın belirttiÄŸi üzere, yeryüzünü dinsizlik, zulüm ve haksızlık sardıktan sonra, Allah Tealâ'nın izniyle bir gün zuhur edip haksızlık ve zulümle dolan bu dünyayı adalet ve eÅŸitlikle dolduracak ve Allah’ın kesin vaadi olan ilâhî dinin bütün cihana egemenliÄŸini saÄŸlayacaktır.

                             

hz. mehdi’ye inanmak  1

 

 

   Evet, yukarıda zikrettiÄŸimiz ayet ve hadisler, bu zamanda onu tanımayı ve ona biat etmeyi herkese farz kılmaktadır. Onu tanıyan ve ona biat eden basiret ehli; onu tanımayan ve ona biat etmeyen ise, bu dünyada kör olduÄŸu gibi, ahirette de daha kör ve daha ÅŸaÅŸkın olacaktır.

   Bu konu, öyle hafife alınabilecek bir konu deÄŸildir. Özellikle de Hz. Resulullah (s.a.a)’ın sadece yukarıda iÅŸaret ettiÄŸimiz hadiselere iktifa etmediÄŸini ve bizatihi Hz. Mehdi (a.s)’ın kıyamını zikrederek onu inkâr edenlerin Ä°slâm’ından ÅŸüphe edilmesi gerektiÄŸini buyurduÄŸunu görmekteyiz.

Cabir bin Abdullah’tan; dedi ki: Allah Resulü ÅŸöyle buyurdu:

1- “Mehdi’nin çıkışını inkâr eden, Muhammed’e indirileni inkâr etmiÅŸtir.”

2- “.Mehdi’yi inkâr eden, ÅŸüphesiz kâfir olur.”[15]

   Evet, Mehdi’yi inkâr etmek insanı küfre bile düÅŸürebilir. Çünkü Mehdi’yi inkâr eden kimse, eÄŸer bilinçli olarak inkâr ediyorsa, Allah Resulü’nün ahir zamana ait sözlerini inkâr etmektedir, Kur’an-ı Kerim’in ahir zamanda salih insanların önderliÄŸinde mutlak hâkimiyetin Allah’ın dinine ait olacağı vaadini inkâr etmektedir. Ä°ÅŸte bunun içindir ki, Ehl-i Sünnet’in önde gelen alimlerinden olan Alaüddin Muttakî Hindî, bu hadisi naklettikten sonra, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurunu inkâr etmenin küfre sebep olmasının tevcihinde Ehl-i Sünnet’in büyük fakihlerinden Ahmed bin Hacer Heytemî’nin sözlerine de deÄŸinmiÅŸ ve özetle onun ÅŸöyle dediÄŸini kaydetmiÅŸtir: “Ä°nkâr eden ÅŸahıs, Mehdi’ye inanmanın Nebevî sünnette yer aldığını biliyorsa, bu gerçek anlamda küfür olur; çünkü bu, onun kesin olan sünnetten saptığının ve yalan saydığının belirtisidir.”[16]

   Ä°slâm Peygamberi ve Ehl-i Beyt Ä°mamları defalarca çeÅŸitli münasebetlerle Hz. Mehdi (a.s)’ın gaybeti, zuhuru, kıyamı ve diÄŸer özelliklerinden bahsetmiÅŸlerdir. Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki bu hadisler hem Ehl-i Beyt, hem Ehl-i Sünnet’in en muteber hadis, tefsir ve siyer kitaplarında yer almış ve her iki fırkanın birçok büyük alimi bu hususu konu edinen müstakil kitaplar yazmışlardır. Ehl-i Sünnet’in önde gelen alimlerinden olan Ali Muhammed Ali Dahil’in yazdığı el-Ä°mam’ul-Mehdi kitabı bu mevzuu ele alan onlarca cilt kitaptan sadece birisidir. Yalnızca bu eserde Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadisleri nakleden sahabe ve tabiînden elliÅŸer kiÅŸinin ismi kaydedilmiÅŸtir.[17]

hz. mehdi’ye inanmak 2

 

 

  Hz. Resul-i Ekrem ve Ehl-i Beyt Ä°mamlarından Hz. Mehdi (a.s) hakkında gelen hadisler öyle birkaç kiÅŸinin nakliyle sınırlı kalan ahad türünden hadisler de deÄŸildir. Ä°leride göreceÄŸimiz üzere bu hadisler tevatür haddini bile aÅŸmıştır. Asr-ı saadetten itibaren bu hadisler yaygın bir ÅŸekilde Ä°slâm ümmeti içerisinde bilinmekte ve dilden dile dolaÅŸmaktaydı. Öyle ki, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur edeceÄŸine dair olan inancın ve onun teÅŸkil edeceÄŸi vadedilen adalet düzenine duyulan özlemin henüz o hazret dünyaya gelmeden bile Ä°slâm ümmetinin kültürel, siyasî, ekonomik ve toplumsal sahalarını etkisi altına aldığını ve asr-ı saadetten itibaren Ä°slâm ümmetinin büyük ÅŸairlerinin son kurtarıcı olan Mehdi inancını ve bu müjdeyi ifade eden hadislerin taşıdığı manayı ÅŸiirlerinde dillendirmeye baÅŸladıklarını görmekteyiz.

  ÖrneÄŸin; Hz. Mehdi (a.s)’ın doÄŸmundan onlarca yıl önce vefat etmiÅŸ olan Ehl-i Beyt ekolunun mücadeleci ve yorulmaz ÅŸairi Kumeyt’in (Ö: Hicrî 126) Ä°mam Muhammed Bâkır (a.s)’ın huzurunda Kerbelâ ÅŸehitleri hakkında okuduÄŸu ÅŸiirinde vadedilen Ä°mam Mehdi (a.s)’ın ne zaman kıyam edeceÄŸini sorduÄŸunu görüyoruz.

  Kumeyt’in ÅŸiiri ÅŸöyledir:

 

  Açıktır ki, ÅŸairin Ä°mam Mehdi (a.s)’ın doÄŸumundan onlarca yıl önce o hazretin ne zaman kıyam edip de hakkı ortaya koyarak Ehl-i Beyt’e yapılan zulümlerin intikamını alacağını sorması, o zamandan beri Mehdilik inancının toplum içinde yaygın olduÄŸunu ortaya koymaktadır.

  Yine, büyük Åžair Kumeyt’in aynı dönemlerde yaÅŸayan kardeÅŸi Verd bin Zeyd-i Esedî, Ä°mam Muhammed Bâkır (a.s)’ın medhinde okuduÄŸu ÅŸiirinde sözü Ä°mam Mehdi (a.s)’a getirerek Ä°mam (a.s)’a aynı soruyu sormaktadır.

Verd’in ÅŸiiri ÅŸöyle baÅŸlıyor:

 

Sonra ÅŸair ÅŸöyle devam ediyor: Verd’in bu ÅŸiiri bu manayı ortaya koyan açık bir belgedir.

“Ne zaman Samirra bina olacak da o çocuk, gecenin parlak yıldızı gibi tulu edecek?

DoÄŸumundan bir süre sonra gaybete çekilecek; yeryüzünü kat edip dolaÅŸacak.

Musa ve Ä°sa’nın gaybete çekilmesi gibi; eÄŸer onların ömürleri kadar yaÅŸasa da ölüm ona gelip çatmayacak.

Benim ümidim onu görmek, ona ulaÅŸmaktır; ki onun en hayırlı yaranından olayım.

Bunu bize ravilerden bir grup haber vermiÅŸ; onlar Allah’tan korkan ve çok itaat edenlerdir.

Babalarınızın getirdiÄŸi kanunları nakleden hak ravileri bunu sizden bize bildirmiÅŸ; ÅŸüphesiz onlar, en hayırlı babalar ve en hayırlı kanun koyanlardır.” [2]

 

 

Keza, Ä°mam Mehdi (a.s)’ın doÄŸumundan onlarca yıl önce Emevîler’den Kerbela ÅŸehitlerinin intikamını almak için kıyam edip, savaÅŸan ve sonunda da canını bu yolda feda eden Zeyd bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib, (Ö: Hicrî 122) Hz. Resul-i Ekrem’e intisap etmesinden ve vadedilen Mehdi (a.s)’ın kendilerinden olmasından dolayı iftihar ettiÄŸi ÅŸiirinde ÅŸöyle demektedir:

 

             

hz. mehdi’ye inanmak 2

 

 

  Burada dikkate ÅŸayan nükte ÅŸudur ki; anlaşılan, Zeyd’in Emevî zulmüne karşı olan bu kıyamından heyecana kapılanlar ve hatta onun vadedilen Mehdi olduÄŸunu sananlar bile olmuÅŸ ki, Benî Ümeyye’nin meÅŸhur ÅŸairi Hakim bin Abbas Kelbî, Zeyd’in ÅŸehit edilip cansız bedenin asılmasından sonra Benî HaÅŸim’e hitaben okuduÄŸu bir ÅŸiirinde Zeyd’in Mehdi olduÄŸunu sananları alaya almıştır. Bu ÅŸiirin bir bölümü ÅŸöyledir:

 

  Adı geçen Benî Ümeyye ÅŸairi bu ÅŸiirini, Hicrî ikinci asrın baÅŸlarında okumuÅŸtur. Bu, o zamandan beri Mehdi inancının Müslümanlar içerisinde yaygın olduÄŸuna dair tarihî bir belgedir. Zira bu ÅŸiir, insanlardan bazıları mısdakında yanılmış olsalar bile, Mehdi inancının o zamandan beri toplum içerisinde var olan yerleÅŸik bir inanç olduÄŸunu açıkça ortaya koymaktadır.

 

  Yine, Ä°mam Mehdi’nin doÄŸumundan onlarca yıl önce yaÅŸayıp vefat etmiÅŸ olan Araplar’ın cahiliye ve Ä°slâm döneminin önde gelen üç büyük ÅŸairinden biri olan Ä°smail Himyerî’nin (Ö: Hicrî 173) [4] Ä°mam Sadık (a.s)'ın huzuruna varıp o hazretin eliyle hidayet bulduktan sonra hazretin huzurunda okuduÄŸu uzun bir kasidesi vardır. Onun da bu kasidede Ä°mam Mehdi (a.s)’dan söz ettiÄŸine ÅŸahit oluyoruz. Ä°ÅŸte aÅŸağıdaki beyitler bu kasidenin bir parçasının tercümesidir:

 

  GörüldüÄŸü üzere ÅŸair Ä°mam Mehdi (a.s)’ın dünyaya gelmesinden bir buçuk asır öncesinden o hazret hakkında tam bir basiretle söz etmektedir. Elbette ÅŸair, dipnotta naklettiÄŸimiz bu ÅŸiirinin baÅŸlangıcında itiraf ettiÄŸi üzere, Ä°mam Sadık (a.s)’ı mülâkat ettikten sonra böyle bir basirete ulaÅŸabilmiÅŸtir. Yoksa ÅŸair ÅŸiirinin dipnottaki bölümünde belirttiÄŸi üzere daha öncelerden Mehdilik inancına sahipti. Ancak onun mısdakında yanılmış ve vadedilen Mehdi’nin Muhammed Hanefiye olduÄŸunu sanmıştı. Bu da Mehdilik inancının o zamandan beri toplumda yaygın olduÄŸunun açık bir kanıtıdır.

  Bu ÅŸairlerden biri de Ebu Muhammed, Süfyan bin Mus’ab Abdî Kufî’dir. Bu ÅŸair, Ä°mam Sadık (a.s)’ın döneminde yaÅŸamış Ehl-i Beyt’in methinde, özellikle de Hz. Ali (a.s)’ın faziletlerini içeren güzel ÅŸiirler okumuÅŸtur. O, Hz. Ä°mam Sadık (a.s)’dan Ehl-i Beyt’in faziletleri hakkında öÄŸrendiÄŸi hadisleri ÅŸiir hâlinde dillendirmiÅŸtir. Ä°mam Sadık (a.s) da onun bu hizmetini takdir etmiÅŸ ve; “Ey Ehl-i Beyt takipçileri, Abdî’nin ÅŸiirlerini çocuklarınıza öÄŸretiniz ki, o Allah’ın dini üzeredir.” buyurmuÅŸtur.[6]

  Abdî’nin “Gadiriyye” ismiyle bilinen uzun bir kasidesi vardır. O bu kasidesinin bir bölümünde On Ä°ki Ä°mamları teker teker isimleriyle saymıştır. Onun bu ÅŸiirini okuduÄŸu zamanda Ä°mam Mehdi (a.s) da dahil olmak üzere o mübarek zatların bir kısmı henüz dünyaya bile gelmemiÅŸlerdi. Abdî’nin adı geçen ÅŸiirinin bir bölümü ÅŸöyledir:

 

  GörüldüÄŸü üzere ÅŸair, ÅŸiirinde On Ä°ki Ä°mamı birer birer isim veya lakaplarını anarak saymıştır. Oysa ki, ÅŸairin yaÅŸadığı o dönemde ismini veya lakabını zikrettiÄŸi imamların bir kısmı henüz dünyaya bile gelmemiÅŸti. Yine ÅŸair, açıkça Ä°mam Mehdi, yaranı ve yüklendikleri misyondan açıkça bahsetmiÅŸtir. Bu da o dönemde halkın Mehdilik akidesi ile aÅŸina olduklarını ve özellikle de Ehl-i Beyt Ä°mamları’nın takipçilerinin bu hususta tam bir basiret içerisinde olduklarını göstermektedir.

                  

Imam Mehdi

 

  Bu ÅŸairlerden bir diÄŸeri de, Hicrî üçüncü yüzyılın büyük ÅŸairi Ebu Ali Muhammed bin Rezin Di’bel Huzaî’dir. O, Hicrî 148 yılında Kufe’de dünyaya gelmiÅŸ, orada büyümüÅŸ, sonra da BaÄŸdat’a yerleÅŸmiÅŸtir. O, gençliÄŸinin ilk yıllarında Müslim bin Velid’in terbiyesi altına girmiÅŸ ve ondan ÅŸiir sanatını öÄŸrenmiÅŸtir.[8] Di’bel, genellikle BaÄŸdat’ta yaÅŸamıştır. Ancak ara sıra oradan ayrılarak seyahate çıkmıştır. Ebu’l-Ferec demiÅŸtir ki: “Di’bel yıllarca evinden ayrılır ve yeryüzünde seyahat yapardı. Her defasında da büyük faydalarla dönerdi.”[9]

  Di’bel, Ehl-i Beyt aşığı idi. O, bu sevgisi nedeniyle Ehl-i Beyt’i metheden, Ehl-i Beyt düÅŸmanlarını da yeren ÅŸiirler söylemiÅŸtir. Bu nedenle de Ehl-i Beyt karşıtı güçlerin düÅŸmanlığını kazanmıştır. Öyle ki, artık emniyeti elden gitmiÅŸ ve canını koruyabileceÄŸi bir sığınağı kalmamıştır. Bilâhare canını kurtarmak için kaçmak ve çöllerde gizlenmek zorunda kalmıştır. Onun kendisi demiÅŸtir ki: “Elli yıldır ki, kendi dar aÄŸacımı sırtımda taşıyorum, ama beni asacak birini bulamıyorum.” Onun Ehl-i Beyt’in methinde okuduÄŸu en güzel kasidelerinden biri, “Taiyye” kasidesidir. O, bu kasideyi Ä°mam Rıza (a.s)’ın huzurunda okumuÅŸ ve hazretin beÄŸenisini kazanmıştır. O, bu kasidede Ehl-i Beyt’e yapılan mezalimden söz ettikten sonra Ä°mam Mehdi’nin zuhuruna olan özlemini ortaya koymuÅŸtur. Yüz beyitten fazla olan bu kasidenin bir bölümü ÅŸöyledir:

 

  GörüldüÄŸü üzere, büyük ÅŸair Di’bel, Ehl-i Beyt’e yapılan mezalimden duyduÄŸu elem karşısında, Ä°mam Mehdi (a.s)’ın zuhur edip zalimleri yok edeceÄŸi muÅŸtusuyla kendisine teselli vermektedir. Bu ÅŸiir de, Ä°mam Mehdi (a.s)’ın zuhur edeceÄŸine dair inancın o zamandan beri Müslümanlar arasında yaygın bir inanç olduÄŸunun ayrı bir belgesidir.

  Nakledilir ki, Di’bel bu beyitleri okuyunca Ä°mam Rıza (a.s) başını doÄŸrultarak ona: “Ey Huzaî! Bu ÅŸiirleri Ruh’ul-Kudüs senin diline getirdi.” buyurmuÅŸ, sonra da eklemiÅŸtir: “O imamın kim olduÄŸunu biliyor musun?”

   Di’bel: “Bilmiyorum; yalnız o imamın sizin soyunuzdan çıkacağını ve dünyayı adaletle dolduracağını duymuÅŸum.” diye cevap verince, Ä°mam:

"Ey Di’bel! Benden sonra oÄŸlum Muhammed, ondan sonra oÄŸlu Ali, ondan sonra oÄŸlu Hasan, imamdır. Hasan’dan sonra da oÄŸlu Hüccet-i Kaim imamdır ki, gaybete çekildiÄŸi zaman insanlar onu bekler, zuhur ettiÄŸi zaman da ona itaat ederler. EÄŸer dünyanın sonuna bir gün kalsa dahi, Allah o günü o kadar uzatacaktır ki, o kıyam edecek ve dünyayı zulümle dolduÄŸu gibi adalet ve eÅŸitlikle dolduracaktır." [11] buyurmuÅŸtur.

 

hz. mehdi’ye inanmak 3

 

 

   Ä°mam Mehdi (a.s)’ın geleceÄŸine dair akidenin asr-ı saadetten beri Ä°slam toplumu içerisinde yaygın olan yerleÅŸik bir akide olduÄŸunun diÄŸer bir delili de, Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Beyt alimlerinin yazmış oldukları hadis kaynaklarıdır. Bu kaynaklardan; Müsned-i Ahmed bin Hanbel (Ö: Hicrî 241) ve Sahih-i Buhari (Ö: Hicrî 256) gibi bazıları, Ehl-i Sünnet’in Ä°mam Mehdi'nin (a.s) doÄŸumdan önce yazılmış hadis kitaplarıdır. Bu kitaplar, Ä°mam Mehdi (a.s) hakkındaki hadisleri toplayan Ehl-i Sünnet'in itibarlı kitaplarındandır.

  Hasan bin Mehbub’un eseri olan MeÅŸihe kitabı da bu konuyu ele alan Ehl-i Beyt kitaplarından biridir. Bu kitap, Ä°mam-ı Zaman’ın gaybet-i kübrasından (büyük gaybetinden) yüz küsur yıl önce yazılmıştır. Bu kitapta Ä°mam Mehdi'nin (a.s) gaybeti hakkındaki hadisler zikredilmiÅŸtir.[1]

  Yine Ehl-i Beyt mektebinin önde gelen ÅŸahsiyetlerinden olan merhum Tabersî, Ä°man Bâkır ve Ä°mam Sadık (a.s) zamanındaki hadis ravilerinin gaybet hadislerini, yazdıkları kitaplarda zikrettiklerini kaydetmiÅŸtir.[2]

hz. mehdi’ye inanmak 3

 

 

  Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet alimlerinden birçoÄŸu, yalnızca Hz. Mehdi’yi konu edinen kitaplar da yazmışlardır.[3] Bu kitaplardan bazıları Hz. Mehdi (a.s)’ın doÄŸumundan önce yazılmıştır. Ehl-i Sünnet alimlerinden olan “Revacanî” (Ö: Hicrî 250) Ahbar’ul-Mehdi adındaki Ä°mam Mehdi hakkındaki kitabını Ä°mam Mehdi (a.s)’ın doÄŸumundan önce yazmıştır.[4]

  Yine Ä°mamların (a.s) ashaplarından "Enmatî" ve "Muhammed bin Hasan bin Cumhur" gibi bazıları Hz. Mehdi (a.s)'ın doÄŸumundan önce o hazret ve gaybeti hakkında kitap yazmışlardır.[5]

 

   Evet, Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki hadisler o kadar yaygın ve o kadar fazladır ki, Ä°slâmî meselelerden çok azı hakkında bu kadar hadise rastlanılır. Ne Ehl-i Sünnet, ne de Ehl-i Beyt ekolünde bu hadislerin kesinliÄŸi hususunda ÅŸüphe yoktur. Hatta Ehl-i Beyt alimlerine ilâveten birçok Ehl-i Sünnet alimi de bu hadislerin mütevatir ve kesin olduÄŸunu açıklamışlardır. Onlardan biri olan Menakib'uÅŸ-Åžafiî kitabının sahibi "Secezî" (Ö: Hicrî 363) der ki: “Hz. Mehdi (a.s)'e ait aziz Ä°slâm Peygamberi’nden nakledilen hadisler tevatür haddini bulmuÅŸtur.”[6]

 

hz. mehdi’ye inanmak 3

 

 

  El-Ä°mam’ul-Mehdi kitabının yazarı der ki: “Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet kaynaklarında mevcut olan Ä°mam Mehdi hakkındaki hadisler, eÄŸer sayılacak olursa, Ä°mam Mehdi (a.s) hakkında binlere varan rivayet ile karşılaşırız ki, bunun büyük bir rakam olduÄŸu açıktır. Hatta Müslümanların asla ÅŸüphe etmediÄŸi ve herkesin kabul ettiÄŸi kesin Ä°slâmî meseleler hakkında dahi, bu kadar hadis mevcut deÄŸildir.” [7]

  Bütün bunlar, Ä°slâm tarihinin baÅŸlangıcı olan asr-ı saadetteki Müslümanların ve onları takip eden nesillerin Hz. Mehdi'nin kıyam vaadi ile aÅŸina olduklarını, bu husustaki inançlarının yaygın ve ÅŸüphe götürmez olduÄŸunu, özelikle de Ehl-i Beyt mektebinde yetiÅŸmiÅŸ olanların bu hakikate sarsılmaz ve saÄŸlam inançlarının olduÄŸunu ve o dönemde yaÅŸayan bütün inananların hayatları boyunca o mübarek zatın doÄŸuÅŸunu beklediklerini açıkça ortaya koymaktadır.

  Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki gelen hadislerde onun HaÅŸim oÄŸullarından, Hz. Fatıma (s.a) evlatlarından ve Ä°mam Hüseyin (a.s)’ın soyundan olduÄŸu, babasının adı “Hasan”, kendi adı Peygamber (s.a.a)’in adı, künyesi Peygamber (s.a.a)’in künyesi olduÄŸu ve gizli dünyaya gelip gizli yaÅŸayacağı, biri kısa müddetli, diÄŸeri uzun müddetli olmak üzere iki gaybeti olacağı, Allah’ın istediÄŸi zamana kadar gizli kalacağı ve sonunda Allah’ın emriyle zuhur ve kıyam edeceÄŸi ve Ä°slâm dinini tüm dünyaya hâkim kılacağı ve dünyayı, alabildiÄŸine zulüm ve kötülükle dolduktan sonra, tekrar adalet ve eÅŸitlikle dolduracağı açıklanmıştır.

  Bu hadislerde on ikinci imamın ÅŸahsî ve cismî hususiyetleriyle hazretlerine iliÅŸkin diÄŸer meseleler de açıklanmıştır.

Bütün bunlar Mehdilik akidesinin kesin Ä°slamî bir akide olduÄŸunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu açık delillerden sonra fazla bir ÅŸey eklemeÄŸe gerek görmüyoruz. Hidayet Allah Tealâ'nın elindedir. Deliller açıklandıktan ve yol gösterildikten sonra dileyen hidayet yolunu, dileyen de gayrisini seçer. DönüÅŸ Allah'adır; ihtilaf edilen konularda da hakemlik yapacak olan O’dur

“(Kur’an) ayetlerin öÄŸretildiÄŸi medreseler tilâvetten yoksun olmuÅŸ; vahiy evi yıkılmaya yüz tutmuÅŸtur.

Resulullah’ın Ehl-i Beyt’inin Mina’daki Hîf’i, Rükn’ü, Arafat’ı, Cemreleri.

Ali’nin, Hüseyin’in, Cafer’in, Hamza’nın ve alnı nasır baÄŸlayan Seccad’ın evleri.

Kınanmam Peygamber’in Ehl-i Beyt’inden dolayıdır. Oysa onlar yaÅŸadıkları sürece, benim dostlarım ve güvendiklerimdir.

Ben onları iÅŸlerimin önderi olarak seçtim; zira onlar her hâlde hayırlıların en hayırlısıdırlar.

Ey Rabbim! Yakinimde basiretimi artır; ve ey Rabbim! Onların sevgisini benim hayırlarıma ekle.

Görmüyor musun ki, otuz senedir ki, gece gündüz daim hasret içindeyim.

Onların servetinin baÅŸkaları arasında paylaşıldığını, onların ellerinin ise kendi servetlerinden kesildiÄŸini görüyorum.

Resulullah’ın Ehl-i Beyt’inin cisimleri zayıf düÅŸmüÅŸ; Âl-i Ziyad ise, ÅŸiÅŸtikçe ÅŸiÅŸmiÅŸtir.

Ziyad’ın kızları kasırlarda koruma altındayken, Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i çöllerde avare ve periÅŸandır.

Zulme uÄŸradıklarında açarlar zalimlere ellerini; yardımcı ve koruyucudan yoksun olarak.

Bugün veya yarın gerçekleÅŸmesine ümitli olduÄŸum ÅŸey olmasaydı,

Kalbim onların (Ehl-i Beyt’in) kederinden parça parça olurdu.

Allah’ın adı ve bereketiyle ÅŸüphesiz kıyam edecek Ä°mam’dır ümidim.

Aramızda hak ve batılı birbirinden ayıracak, ödül ve ceza verecek Ä°mam’dır özlemim.

Ey nefsim, sevinçli ol; sonra ey nefsim, muÅŸtular olsun sana ki, o gelecek olanın gelmesi uzak deÄŸildir.

Zulmün sürüp gitmesinden de sabırsızlığa kapılma ki, gücümün sabitleÅŸeceÄŸini görüyorum.

EÄŸer Rahman zamanımı ona yakınlaÅŸtırır, ömrümü biraz uzatır, vefatımı da biraz geciktirirse,

Öcümü alırım, artık bir gamım da kalmaz; kılıcımı zalimlerin kanıyla kana kana bir sulayıp da giderim.” [10]

 

 

“Sevgimi onlara (Ehl-i Beyt’e) verdiÄŸim andan beri bana Rafızî ismini taktılar; oysa ki bu isim, en güzel ismimdir benim.

ArÅŸ sahibinin kesintisiz salâtı olsun, o gamlara deva olan Fatıma’nın oÄŸluna.

Onun o iki oÄŸluna ki, birini zehir ile yok ettiler, diÄŸeri de yüzünü toz kaplamış hâlde topraklar üstünde yatmaktadır.

Ondan sonra abit, zahit olan Seccad’a; sonra ilmin sonuna yaklaÅŸan Bakır’ul-Ulum’a.

Cafer’e, oÄŸlu Musa’ya, sonra da ihsankâr Rıza’ya ve zahmet çeken abit Cevad’a.

Ä°ki Askerî’ye ve Kaimleri olan Mehdi’ye; ki iÅŸin sahibidir ve yeni hidayet elbiseleri giyecektir.

O kimse ki, yeryüzünü zulümle dolduktan sonra, tekrar onu adaletle dolduracak; sapıklık ve fitne ehlinin kökünü kesecek.

O; korkusuz, silâh kuÅŸanmış dilâverlerin önderi ki, yararsız otları kazımak için tuÄŸyan ehli ile savaÅŸacak.

Hidayet ehlidirler, Kayyum Allah’ın dinini, dünya ve dünya makamlarına satan insanlar deÄŸillerdir.

EÄŸer onların gazabı cehennem ateÅŸinde gizlenirse, artık cehennem ateÅŸini alevlenen odundan bî-niyaz eder." [7]

 

 

"Allah'ımı ÅŸahit tutarım ki, senin (Ä°mam Sadık’ın) sözün, ister boyun eÄŸer olsun, ister günahkâr, bütün mahluklara hüccettir; hani buyurdunuz ya:

Kalben arzuladığım veliyy-i emir ve Kaim’in bir gaybet dönemi olacak; ÅŸüphesiz o gaybet edecektir, Allah'ın selâmları o gaibe olsun.

Bir müddet gaybet perdesi ardında kalacak, sonra zuhur edecek ve dünyanın doÄŸusunu ve batısını adaletle dolduracaktır.

Gizlide ve açıkta ben buna inanıyorum, kınansam da ondan vazgeçmem." [5]

 

 

“Sizin Zeyd’i hurma aÄŸacına asıverdik; doÄŸrusu ben hiç aÄŸaca asılan bir Mehdi’yi görmemiÅŸtim.”

 

 

“Biz KureyÅŸ’in efendileriyiz; hak bizimle ayakta durur.

Biz öyle nurlarız ki, halkın yaratılmasından önce vardık.

Bizdendir seçilmiÅŸ Mustafa, bizdendir Mehdi.

Allah bizimle tanınır, hak bizimle ayakta durur.

Bugün bizden yüz çeviren, yarın cehennem ateÅŸini boylaya durur.” [3]

“Sizi görmek için, nice yüksek tepeleri aÅŸtım da geldim.

Size olan aÅŸk ve iÅŸtiyakımdan, nice çölleri aÅŸtım da geldim.”

 

 

“Zaman beni güldürdü ve aÄŸlattı; zira ki, zaman türlü türlü, rengarenk olaylarla doludur.

  Benim aÄŸlamam o dokuz yiÄŸit içindir ki, Kerbelâ çölünde bırakıldılar, hepsi de kefenlere bürünmüÅŸ bir hâlde.

Yine aÄŸlamam o altı yiÄŸit içindir ki, hiç kimse onlara ulaÅŸamaz; Akil oÄŸullarını diyorum, o en hayırlı süvarileri.

  Sonra benim aÄŸlamam, onların en hayırlısı, yani efendileri içindir; ki onları hatırlamak benim dertlerimi coÅŸturmaktadır.

  EÄŸer birisi size ulaÅŸanlardan dolayı sevinir, yahut zaman içinde bir gün alay ederse, (buna ÅŸaÅŸmam).

  Zira ki, siz izzetten sonra zillete düÅŸtünüz; benim de sizi savunmaya gücüm yoktur.

 Peki ne zaman hak sizde ayaÄŸa kalkacak, ne zaman ikinci Mehdi’niz kıyam edecektir?”[1]

 

 

Yorumlar

Yorum bırak

* Yıldız ile işaretlenmiş alanların kesinlikle değere sahip olmalıdır.