İmam Mehdinin Elçileri

İmam Mehdinin Elçileri

İlgili Makaleler

 

 

   Gaybet-i SuÄŸra’da halkın Ä°mam Mehdi (a.s) ile irtibatı tamamen kesilmemekle beraber sınırlıydı. Ehl-i Beyt dostları, Ehl-i Beyt mektebinin büyüklerinden olan “özel naipler” vasıtasıyla sorunlarını Ä°mam’a iletip cevap alabiliyorlardı. Bu dönem, halk ile Ä°mam arasındaki irtibatın tamamen kesildiÄŸi ve halkın, Ä°mam’ın genel vekilleri olan Ehl-i Beyt mektebine baÄŸlı müçtehit ve fakihlere baÅŸvurmakla görevlendirildiÄŸi “Gaybet-i Kübra” dönemine bir hazırlık olarak tanımlanabilir.

   EÄŸer Gaybet-i Kübra ansızın ve birden gerçekleÅŸseydi, düÅŸüncelerin sapmasına ve zihinlerin onu kabullenmemesine sebep olabilirdi; ama Gaybet-i SuÄŸra müddetince zihinler yavaÅŸ yavaÅŸ hazırlık kazandı ve daha sonra Gaybet-i Kübra baÅŸladı. Yine Gaybet-i SuÄŸra zamanında, özel naipler vasıtasıyla Ä°mam (a.s) ile saÄŸlanan irtibat ve bu süreç zarfında Ehl-i Beyt dostlarından bazılarının Ä°mam Mehdi (a.s)’ın huzuruna varmaları, onun doÄŸum ve hayatı meselesini de daha fazla sabitleÅŸtirdi. EÄŸer Gaybet-i Kübra bunlardan önce olmuÅŸ olsaydı, belki de bu mesele bu kadar açık olmayacak ve bazıları ÅŸüpheye düÅŸecekti. Allah Teala kendi hikmetiyle, (Peygamber (s.a.a) ve Ä°mamlar (a.s)’ın da bildirdikleri gibi) Ehl-i Beyt izleyicilerinin Ä°mamlara olan inançlarının sarsılmaması, Hz. Mehdi (a.s)’ı ve ilahi kurtuluÅŸu beklemeleri, gaybet zamanında Allah’ın dinine sarılıp kendilerini eÄŸitmeleri ve Ä°mam Mehdi (a.s)’ın kıyamı için Allah’ın emri gelinceye kadar dini vazifelerini yerine getirmeleri için, tam gaybete hazırlık gayesiyle kısa müddetli “Gaybet-i SuÄŸra” ve ondan sonra uzun müddetli “Gaybet-i Kübra” olmak üzere, Ä°mam Mehdi için iki çeÅŸit gaybet takdir etti.

Dört Sefir

   Gaybet-i SuÄŸra zamanında Ehl-i Beyt büyüklerinden dört kiÅŸi Ä°mam Mehdi (a.s)’ın özel naibi olmuÅŸtur. Onlar Ä°mam’ın huzuruna gider, halkın sorularını Ä°mam’a iletir, Ä°mam’ın da mektupların kenarına yazdığı cevapları halka iletirlerdi.

   Bu dört naibin dışında Ä°mam (a.s)’ın çeÅŸitli ÅŸehirlerde de vekilleri vardı; onlar da bu dört naip vasıtasıyla halkın meselelerini Ä°mam (a.s)’a ulaÅŸtırıyorlardı. Ä°mam (a.s) tarafından onlara mektup ve fermanlar çıkarılmıştı.[2] Merhum Seyyid Muhsin Emin'in belirttiÄŸi gibi, dört kiÅŸi mutlak ve umumi temsilci idiler, diÄŸerleri ise bazı hususi iÅŸler için görevlendirilmiÅŸlerdi. Bu vekiller arasında Ebu Hüseyin Muhammed bin Cafer bin Esad, Ahmed bin Ä°shak-ı EÅŸ’ari, Ä°brahim bin Muhammed-i Hamedani ve Ahmed bin Hamza bin Yesee gibi müminler vardır.[3]

Dört naip ise sırasıyla ÅŸunlardır:

1- Ebu Amr Osman bin Said-i Amri,

2- Ebu Cafer Muhammed bin Osman bin Said-i Amiri,

3- Ebu’l-Kasım Hüseyin bin Ruh Nevbahti,

4- Ebu’l-Hasan Ali bin Muhammed Semeri.

   Ebu Amr Osman bin Said, halkın güvenine mazhar olan çok deÄŸerli bir ÅŸahsiyet idi. Ä°mam Hadi (a.s) ile Ä°mam Hasan Askeri (a.s)’ın vekilliÄŸini yapmıştır.[4] O, Ä°mam Mehdi (a.s)’ın emri ile Ä°mam Hasan Askeri (a.s)’ın kefenleme ve defnetme iÅŸlemini de üzerine almıştır.[5] Ona, Askeriyeye ait mahallede ikamet ettiÄŸinden dolayı “Askeri” lakabı verilmiÅŸti. O, saray memurlarının, Ä°mam (a.s)'a yaptığı hizmeti farketmemeleri için yaÄŸ satıcılığı yapar, [6] Ehl-i Beyt dostlarının Ä°mam Hasan Askeri ve Ä°mam Ali Hadi (a.s)’a gönderdikleri humus ve zekatı yaÄŸ kaplarına koyarak Ä°mam'a ulaÅŸtırırdı.[7] Ahmed bin Ä°shak-i Kummi der ki: “Ä°mam Ali Hâdi'nin (a.s) huzuruna müÅŸerref olup, arz ettim ki: “Ben her zaman burada (Samirra’da) olamıyorum, sadece burada bulunduÄŸum zamanlar sizi ziyaret etme ÅŸerefine nail olabiliyorum, böyle zamanlarda bir sorunla karşılaşırsam kime baÅŸvurayım?”

   Ä°mam buyurdu ki: “Bu Ebu Amr (Osman bin Said-i Amri), güvenilir ve emin bir kiÅŸidir, size benim tarafımdan ne derse bendendir. Benim tarafımdan size ne ulaÅŸtırırsa benden ulaÅŸtırmıştır.”

   Ahmed bin Ä°shak der ki: “Ä°mam Ali Hâdi (a.s)'ın vefatından sonra, Ä°mam Askeri (a.s)'ın yanına gittim ve aynı sözümü ona da tekrarladım, o hazret de deÄŸerli babaları gibi: ‘Ebu Amr, emin ve geçmiÅŸ Ä°mamlar’ın güvenini kazanmış, benim hayatımda ve hayatımdan sonra inandığım kiÅŸidir. Size bir ÅŸey söylerse benden söylemiÅŸ ve bir ÅŸey size ulaÅŸtırırsa benden ulaÅŸtırmıştır’ dedi.”  [8]

   Bu deÄŸerli ÅŸahıs, Ä°mam Hasan Askeri (a.s)’dan sonra Ä°mam Mehdi (a.s)’ın fermanı üzerine naipliÄŸini üstlendi. Ehl-i Beyt dostları sorunlarını ona iletiyor, Ä°mam'ın cevabı da onun vasıtasıyla onlara ulaşıyordu. [9]

 

 

 

   Ehl-i Beyt mektebinin büyük ÅŸahsiyetlerinden rahmetli Muhakkik Damad “Sırat-ı Müstakim” adlı kitabında ÅŸöyle yazmıştır: “Åžeyh Osman bin Said-i Amri, Ä°bn-i Ebi Ganim-i Gazvini’nin ‘Ä°mam Ali Hâdi (a.s) vefat ettiÄŸi zaman evladı yoktu!’ dediÄŸini, bunun üzerine Ehl-i Beyt dostlarının onunla kavga edip Ä°mam'a bir mektup yazdıklarını ve bunun üzerine Ä°mam’ın onu yalanlayan bir mektup yazdığını ve cevabının, Ehl-i Beyt dostlarına bir delil, mucize olması için de bu mektubu mürekkepsiz, yani kuru kalemle beyaz bir kağıdın üzerine yazdığını nakleder. Ä°mam (a.s) tarafından verilen cevabın metni ÅŸöyledir:

“Bismillahirrahmanirrahim.

  Allah sizi ve bizi fitne ve sapıklıktan korusun. Sizlerden bir grubun din ve emir sahiplerinin doÄŸumunda ÅŸek ve ÅŸüphe ettiÄŸi bize ulaÅŸtı. Bu haber bizi üzgün ve müteessir etti, elbette bu üzgünlük asıl sizin içindir; bizim için deÄŸil. Çünkü Allah ve hak bizimledir. Birinin bizlerden uzaklaÅŸması korkmamıza sebep olmaz, bizi Allah yarattı, diÄŸer yaratıkları da bizim hürmetimize ihya etti. Niye ÅŸüpheye kapılmışsınız? Ä°mamlarınızdan (a.s) size ulaÅŸan ÅŸeyin gerçekleÅŸeceÄŸini bilmiyor musunuz (geçmiÅŸ imamlar Kaim (a.s)’ın gaybet edeceÄŸini bildirdiler)? Acaba Allah Teala'nın, Adem'in zamanından geçmiÅŸ Ä°mam'ın zamanına kadar halkın sığınması için sığınaklar ve aracılıklarıyla halkın hidayet bulacağı alametler bıraktığını ve bir bayrak gizlendiÄŸinde diÄŸer bir bayrağın açığa çıktığını, bir yıldız battığında baÅŸka bir yıldızın doÄŸduÄŸunu görmediniz mi? Allah’ın geçmiÅŸ Ä°mam (on birinci Ä°mam)’ın ruhunu aldıktan sonra kendi dinini batıl mı ettiÄŸini sanıyorsunuz? Yaratıklarını kendine hidayet edecek sebep ve vesilelerden yoksun bıraktığını mı zannediyorsunuz? Asla böyle deÄŸildir! HoÅŸlanmadıkları halde kıyamet kopuncaya ve Allah'ın emri zahir oluncaya kadar da böyle olmayacaktır. Öyleyse Allah'tan korkun, bize teslim olun ve iÅŸleri bize bırakın, ben size nasihat ettim, Allah bana ve size ÅŸahittir. [10]

  Osman bin Said, ölümünden önce Ä°mam Mehdi (a.s)’ın emriyle oÄŸlu Ebu Cafer Muhammed bin Osman’ı Ä°mam Mehdi (a.s)’ın vekil ve naibi olarak tanıttı.

  Muhammed bin Osman da babası gibi Ehl-i Beyt mektebinin büyüklerinden olup takva, adalet ve yücelik bakımından Ehl-i Beyt dostlarının güven ve saygısını kazanmıştı. Ä°mam Hasan Askeri (a.s) da onun ve babasının güvenilir ve itimat edilir olduÄŸunu daha önceden belirtmiÅŸti. Ehl-i Beyt mektebinin büyük ÅŸahsiyeti rahmetli Åžeyh Tusi ÅŸöyle yazar: “Bütün Ehl-i Beyt dostları onun adaleti, takvası, emanete sadık olduÄŸu hususunda ittifak etmiÅŸlerdir.”[11]

  Birinci naip Osman bin Said’in vefatından sonra onun ölümü ve oÄŸlunun naipliÄŸi hakkında Ä°mam Mehdi (a.s) tarafından ÅŸöyle bir tevki[12] gelmiÅŸtir:

  “DoÄŸrusu biz Allah’tanız ve yine ona dönenleriz. O’nun emrine teslim ve O’nun takdirine rıza göstermiÅŸiz. Baban kutlu yaÅŸadı ve tertemiz öldü. Allah ona rahmet etsin, onu imamları ve efendilerine kavuÅŸtursun. Üstün ve yüce Allah’a, Ä°mamlar’a yakınlık kastıyla onların iÅŸlerinde çalışmaktan geri kalmadı. Allah onu nurlu kılsın; hatalarını bağışlasın.”

  Tevki’nin diÄŸer bir kısmında ise ÅŸöyle buyurmuÅŸtur:

“Allah senin sevabını artırsın, bu musibetten dolayı sana güzel sabır versin. Siz yaslı olduÄŸunuz gibi biz de yaslıyız. O ayrılığıyla, seni de, bizi de yalnız bıraktı. Allah, göçtüÄŸü yerde onu sevindirsin. KutluluÄŸunun en yüce delili ÅŸu ki, Allah ona, kendisinden sonra yerine geçmesi, onun iÅŸini yüklenmesi ve onu rahmetle anmasını saÄŸlamak için senin gibi bir oÄŸul vermiÅŸ. Ben, Allah’a hamd olsun derim, çünkü onun yerine geçmenle canlar huzur içinde; üstün ve yüce Allah’ın seni onun yerine geçirmesiyle, gönüller rahatlamış oldu. Allah yardımcın olsun, sana güç, kuvvet versin, yardım etsin, baÅŸarı versin; dostun, koruyucun, görüp gözetenin olsun.” [13]

Ehl-i Beyt mektebinin önde gelen ÅŸahsiyetlerinden olan Abdullah bin Cafer-i Humeyri der ki: “Henüz Osman bin Said dünyadan göçmeden Ä°mam Mehdi (a.s), bize kendi el yazısıyla gönderdiÄŸi bir mektupta Ebu Caferi (Muhammed bin Osman bin Said-i Amiri), babasının yerine atadığını bize bildirmiÅŸti.[14]

  Yine Ä°mam Mehdi (a.s)’ın Ä°shak bin Yakub-ı Kuleyni’ye cevap olarak yazdıkları baÅŸka bir tevkide ÅŸunlar yer almıştır:

“...ama Muhammed bin Osman-ı Amiri, Allah ondan ve babasından razı olsun, doÄŸrusu ben ona inanıyorum. Onun benim tarafımdan yazdığı ÅŸey benim yazdığım ÅŸeydir.” [15]

  Abdullah bin Cafer-i Humeyri der ki: “Muhammed bin Osman'dan Hz. Mehdi'yi gördün mü diye sordum buyurdu ki:

-Evet, Onunla son olarak Ka'be'nin kenarında görüÅŸtüÄŸümüzde ÅŸöyle buyurdu: “Allah'ım! Bana vadesini verdiÄŸin ÅŸeyi gerçekleÅŸtir.”[16] Yine Müstacar’de[17] onun: “Allah'ım düÅŸmanlarımdan intikam al” dediÄŸini gördüm.”[18]

Yine Muhammed bin Osman diyor ki: “Hz. Mehdi (a.s) her yıl hac töreninde hazır bulunur, milleti görür ve tanır, halk da onu görür, fakat tanımaz.”[19]

  Muhammed bin Osman kendisi için bir mezar hazırlamış ve üzerini sace (bir çeÅŸit elbise ve bez) ile örtmüÅŸtü ve onun üzerine de Kur’an’dan ayetler ve Masum Ä°mamların isimlerini yazmıştı, her gün onun içine giriyor ve bir cüz Kur’an okuduktan sonra dışarı çıkardı.[20]

  Bu deÄŸerli zat, ölmeden önce öleceÄŸi günü haber vermiÅŸ ve haber verdiÄŸi günde de vefat etmiÅŸtir.[21] Bu zat, Ä°mam Mehdi (a.s)’ın emriyle vefat etmeden önce ziyaretine gelen Ehl-i Beyt büyüklerinden bir gruba; Ebu-l Kasım Hüseyn bin Ruh Nevbahti’yi kendinden sonraki naip ve Ä°mam ile irtibatı olan ÅŸahıs olarak tanıtarak: “O, benim yerime geçecektir, iÅŸlerinizde ona müracaat ediniz” buyurmuÅŸtur.[22] Ebu Cafer Muhammed bin Osman-ı Amiri Hicri 305 yılında vefat etmiÅŸtir.[23]

 

 

  Hüseyn bin Ruh-i Nevbahti

   Ebu-l Kasım Hüseyn bin Ruh Nevbahti, dost ve düÅŸman yanında özel bir azamet ve deÄŸere sahipti. Akıl, takva, fazilet ve ileri görüÅŸlülüÄŸüyle tanınır, çeÅŸitli fırkaların geneli onu sever ve sayardı. Ä°kinci sefir Muhammed bin Osman-ı Amri’nin zamanında bazı iÅŸlerin mesuliyetini taşıyordu. Muhammed bin Osman’ın yakın dostları arasında Cafer bin Ahmed bin Mutil-i Kummi herkesten daha fazla onunla samimi ve irtibatta idi. Hatta Muhammed bin Osman’ın hayatının son zamanlarında yemeÄŸi Cafer bin Ahmed’in ve babasının evinde hazırlanıyordu. Ashab arasında Cafer bin Ahmed bin Mutil’in ikinci sefirin yerine geçme ihtimali daha yüksekti. Hatta Muhammed bin Osman ihtizar halindeyken Cafer bin Ahmed onun baÅŸ tarafında ve Hüseyn bin Ruh ayak tarafında oturmuÅŸlardı.[24] Bu arada Muhammed bin Osman, Cafer bin Ahmed’e dönerek buyurdu ki: “Ä°ÅŸleri Ebu’l Kasım Hüseyn bin Ruh’a bırakmam emredilmiÅŸtir.” Bunun üzerine Cafer bin Ahmed yerinden kalkarak Hüseyn bin Ruh’un elinden tutup Muhammed bin Osman’ın baÅŸ tarafına oturtmuÅŸ, kendisi de onun ayak tarafına geçmiÅŸtir.[25]

   Hz. Mehdi (a.s) tarafından, Hüseyin bin Ruh hakkında gelen tevki ÅŸöyledir:

   “Biz onu tanıyoruz, Allah Teala hayır ve rızasını ona tanıtsın ve hükmü ile ona yardımcı olsun, onun mektubundan haberdar olduk, bizce güvenilir ve inanılır bir kiÅŸidir. Kalbimizde onu sevindirecek kadar bir makam ve sevgisi var, Allah iyiliÄŸini artırsın. DoÄŸrusu Allah, her ÅŸeyin velisidir. Her ÅŸeye kadirdir, ortağı olmayan Allah’a hamd olsun ve Allah’ın selamı peygamber olarak göndermiÅŸ olduÄŸu Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine olsun.”

Bu tevki hicri kameri 305 yılında, Åževval ayının 6'sında, pazar günü gönderilmiÅŸtir.[26] Bir çok kitap yazmış olan BaÄŸdat'ın büyük kelam alimlerinden ve Nevbahti soyunun büyüÄŸü olan Ebu Sehl-i Nevbahti'den “Niçin ÅŸeyh Ebul Kasım Huseyn bin Ruh sefirlik mevkisine eriÅŸti de, siz bu makama eriÅŸmediniz?” diye sorduklarında ÅŸöyle demiÅŸtir:

-Onlar (Ä°mamlar-a.s-), herkesten daha iyi bilirler ve seçtikleri kimse daha liyakatli ve daha münasiptir. Ben davranış ve tartışması sert olan biriyim. EÄŸer ben Hz. Mehdi (a.s)'ın sefiri olsaydım ve ÅŸimdi Ebul Kasım Huseyin bin Ruh'un (sefirlik sebebiyle) bildiÄŸi gibi Hz. Mehdi (a.s)'ın yerini bilseydim ve (Ä°mam'ın hakkında muhaliflerle tartışmaya girseydim ) zor durumda kalsaydım (kendimi kontrol edemeyip) Ä°mam'ın yerini bildirmem mümkündü. Ama Ebul Kasım (sır saklama ve kaçınmada öyle bir kiÅŸidir ki) eÄŸer Ä°mam onun gömleÄŸi altında gizlense ve onu kesici aletlerle lime lime etseler, yine de ondan ayılmaz (ve onu düÅŸmana göstermez).[27]

   Ebu’l Kasım Hüseyin bin Ruh, yaklaşık 21 yıl Ä°mam’ın naipliÄŸini yapmış, ölmeden önce Ä°mam’ın emriyle naipliÄŸi Ebu-l Hasan Ali bin Muhammed-i Semeri’ye bırakmıştır. O, hicri 326 yılının Åžaban ayında vefat etmiÅŸtir; mezarı BaÄŸdat’tadır.

   Ali bin Muhammed-i Semeri

   “Muntehe’l-Makal” kitabının yazarı, dördüncü sefir Ebu’l Hasan Ali bin Muhammed-i Semeri hakkında ÅŸöyle yazar: “O, anlatılamayacak kadar büyük bir ÅŸahsiyete sahipti. Bu deÄŸerli zat, Ä°mam Mehdi (a.s)’ın emri ile Hüseyin bin Ruh’tan sonra Ä°mam (a.s)’ın sefiri olarak Ehl-i Beyt dostlarının sorunlarını halletmek için görevlendirilmiÅŸtir.”[28]

   Rahmetli Muheddis-i Kummi ÅŸöyle yazar: “Ebu’l Hasan Semeri, bir gün yanındaki insanlara, ‘Allah size Ali bin Babaveyh-i Kumi'nin mateminde mükâfat versin, o, ÅŸu anda dünyadan göçtü’ buyurdu. Onlar saat, gün ve ayı not aldılar; 17 veya 18 gün sonra Ali bin Babaveyh-i Kumi'nin o tarihte vefat etmiÅŸ olduÄŸunu öÄŸrendiler.”

Ali bin Muhammed Sameri Hicri 329 yılında vefat etmiÅŸtir.[29] Vefatından önce Ehl-i Beyt dostlarından bir grup onun etrafında toplanarak: “Senden sonra yerine geçecek olan sefir kimdir” diye sorduklarında ÅŸu cevabı vermiÅŸtir:

   “Ben bu konuda bir kimseye vasiyet etmekle görevli deÄŸilim.”[30] Sonra da Hz. Mehdi (a.s) tarafından bu konuda gönderilen hükmü Ehl-i Beyt dostlarına gösterdi. Onlar da bu hükümden kopya aldılar, hükmün metni mealen ÅŸöyledir:

   Bismillahirrahmanirrahim.

   Ey Ali bin Muhammed-i Semeri! Allah senin musibetinde kardeÅŸlerinin mükafatını arttırsın, sen altı gün sonra dünyadan göçeceksin, onun için, iÅŸlerini derleyip toparla; ölümünden sonra yerine geçmek üzere birisi hakkında tavsiyede bulunma, doÄŸrusu “Gaybet-i Kübra” baÅŸlamıştır ve Allah Teala izin vermedikçe zuhur olmayacaktır. Zuhur, ancak O’nun izniyle olacaktır. Bu da ancak uzun bir zaman sonra, kalplerin taÅŸ kesilmesi ve yeryüzünün zulümle dolmasından sonra olacaktır. Çok geçmeden izleyicilerimden beni gördüklerini -sefir unvanıyla irtibatta olduklarını- söyleyenler gelecektir. Ama bilin ki, Süfyani’nin çıkmasından ve yüksek çığlık[31] duyulmasından önce bu iddiada bulunan herkes yalan söylemektedir. Güç ve kuvvet, ancak Allah’tandır.[32]

   Gerçekten de Ä°mam’ın buyurduÄŸu gibi Ali bin Muhammed-i Semeri altı gün sonra dar-ı faniden göçmüÅŸ ve Helenci caddesinde, Ebu Ä°tab Nehri’nin kenarında topraÄŸa verilmiÅŸtir.[33]

   Ä°mamın hususi sefirleri halkın en takvalı, en asaletlisi ve Müslümanların en çok güvenip itimat ettikleri kimselerdi. Gaybet-i SuÄŸra boyunca Ehl-i Beyt muhipleri soru ve müÅŸküllerini onların vasıtasıyla Ä°mam (a.s)’a ulaÅŸtırıyor, Ä°mam (a.s) da cevabını onların vasıtasıyla Ehl-i Beyt dostlarına gönderiyordu. O zaman bu gibi irtibat herkes için mümkündü, hatta yüce ÅŸahsiyetli kimselerden bazıları hususi sefirler vasıtasıyla Ä°mam'ın (a.s) huzuruna gidip hazretle görüÅŸmeye muvaffak bile oluyorlardı.

   Merhum Åžeyh Tusi “Ä°hticac” kitabında ÅŸöyle yazar:

“Ä°mam (a.s)’ın açık emri ve önceki sefirin sonrakini tanıtması ve tayin etmesi olmadan Ä°mam’ın özel vekillerinden hiçbiri sefirlik iddiasında bulunmamış, Ehl-i Beyt dostları da, Ä°mam Mehdi (a.s) tarafından onların sözlerinin doÄŸruluÄŸu ve sefirliklerinin gerçekliÄŸine delalet eden bir mucize ve alamet görmedikçe, onların hiçbirinin sözünü kabul etmemiÅŸlerdir.”[34]

   Gaybet-i SuÄŸra'nın müddetinin son bulmasıyla Gaybet-i Kübra dönemi baÅŸlamış,  ÅŸimdiye kadar da devam etmektedir. Gaybet-i SuÄŸra döneminde halk, hususi sefirler vasıtasıyla sorunlarının cevabını Hz. Mehdi (a.s)'dan alabiliyorlardı. Gaybet-i Kübra dönemi baÅŸladığı andan itibaren artık bunun mümkün olamayacağı bizzat Ä°mam Mehdi’nin kendisi tarafından hususi sefirler aracılığıyla Ehl-i Beyt dostlarına bildirilmiÅŸtir. Ancak bu dönemde de Ehl-i Beyt muhipleri öyle sahipsiz olarak kendi baÅŸlarına bırakılmamış ve bu dönemde sorunlarının halli için hazretin umumi sefirlerine müracaat etmeleri gerektiÄŸi, hususi sefirlerine verilen tevkilerle beyan edilmiÅŸtir.

Ehl-i Beyt mektebinin büyük ÅŸahsiyetlerinden olan rahmetli KeÅŸî ÅŸöyle yazar: “Hz. Mehdi (a.s) tarafından gönderilen tevkide ÅŸöyle geçmektedir: ‘Artık dostlarımızın, bizce güvenilir olan kimselerin bizden naklettikleri ÅŸeylerde ÅŸüphede kalmaları için hiçbir özür ve bahaneleri yoktur. Dostlarımız sırrımızı onlara bıraktığımızı ve onlara verdiÄŸimizi bilmekteler.” [35]

   Ehl-i Beyt mektebinin büyük ÅŸahsiyetleri olan Åžeyh Tusi, Åžeyh Saduk ve Åžeyh Tabersi de, Ä°shak bin Ammar’dan ÅŸöyle nakletmiÅŸlerdir: “Mevlamız Hz. Mehdi (a.s) Ehl-i Beyt mektebi izleyicilerinin gaybet zamanındaki vazifeleri hakkında ÅŸöyle buyurmuÅŸtur: ‘KarşılaÅŸtığınız olaylarda, hadislerimizi rivayet edenlere müracaat ediniz. Çünkü onlar, benim sizin üzerinize olan hüccetlerimdir, ben de onlara Allah’ın hüccetiyim.”[36]

Merhum Tabersi de “Ä°hticac” adlı kitabında Ä°mam Sadık (a.s)’ın ÅŸöyle buyurduÄŸunu nakleder:

“Nefsini kontrol altında tutan, dinini koruyan, heva ve hevesine muhalif olan, mevlasına (Ä°mamlara -a.s-) itaat eden fakihlerden birini taklit etmek avam halk için gereklidir.” [37]

    Böylece Gaybet-i Kübra döneminde Müslümanların meselelerini halletmek hususunda Ehl-i Beyt mektebine baÄŸlı fakihler sorumlu kılınmıştır. Gerçi Ehl-i Beyt mektebine baÄŸlı fakihlerin, masum imama ulaÅŸma imkanı olmayanların sorunlarını çözmede fetva ve hüküm verme yetkileri, önceki masum imamlar tarafından da beyan ve tasvip edilmiÅŸtir. Ama Ehl-i Beyt mektebine baÄŸlı fakihlerin genel anlamdaki resmi görevleri, Gaybet-i Kübra’nın baÅŸladığı tarihten itibaren baÅŸlamış, Ä°mam Mehdi (a.s)’ın zuhuruna kadar da devam edecektir.

 

--------------------------------------------------------------------------------

[1] - Rahmetli Seyyid Muhsin Emin “A’yan’uÅŸ Åžia” adlı eserinde Gaybet-i SuÄŸrayı 74 yıl olarak kabul etmiÅŸ ve onun baÅŸlangıcını Ä°mam Mehdi’nin doÄŸumundan hesaplamıştır. (c.4, 3. kısım, s.15).

[2] - el-Mehdi, s.182.

[3] - A'yan'uÅŸ-Åžiâ, c.4, üçüncü bölüm, s.21.

[4] - Muntehe’l-Makal, El-Mehdi, s.181.

[5] - A’yanu’ÅŸ-Åžia, c.4, 3. bölüm, s.16.

[6] - A’yanu’ÅŸ-Åžia, c.3, 3. bölüm s.16.

[7] - Biharu’l-Envar, c.51, s.344.

[8] - Biharu’l-Envar, c.51, s.344.

[9] - el-Mehdi, s.181; Biharu’l-Envar, c.51, s.346.

[10] - Envaru’l-Behiyye, s.324.

[11] - Biharu’l-Envar, c.51, s.345-346; Åžeyh Tusi’nin “Gaybet” kitabı, s.216 ve 219; El Kunye ve’l-Elkab c.3. s.230.

[12] -“ Tevki" lügatte bir ÅŸeyin kenarına yazma, ıstılahta ise padiÅŸah ve halifelerin emir ve fermanlarına denir. Åžiâ alimlerinin kitaplarında gaybet zamanında Ä°mam-ı Zaman (a.s) tarafından Åžiâlara ulaÅŸan mektup ve fermanlara "Tevkiyat" denir.

[13] - Biharu’l-Envar, c.51, s.349; Kemalu’d-Din, c.2, s.188, 38. hadis; Gaybet-i Åžeyh Tusi, s.219-220.

[14] - Biharu’l-Envar, c.51, s.349.

[15] - Biharu’l-Envar, c.51, s.349-350; Gaybet-i Åžeyh Tusi, s.220; KeÅŸfu’l-Gumme, c.3, s.457.

[16] - Biharu’l-Envar, c.51, s.351.

[17] -Mustacar, Rukn'u Yemani’ye yakın Ka'be'nin kapısının karşısında, günahkarların af edilmesi için insanların sığındıkları bir yerdir.

[18] - Biharu’l-Envar, c.51, s.351.

[19] - Biharu’l-Envar, c.51, s.351.

[20] - el-Kuna ve’l-Elkab, Necef baskısı, c.3, s.267-268.

[21] - el-Kuna ve’l-Elkab, c.3, s.268.

[22] - Biharu’l-Envar, c. 51, s.354-355; Gaybet-i Åžeyh Tusi, s.326-327.

[23] - Biharu’l-Envar, c.51, s.352.

[24] - Biharu’l-Envar, c.51, s.353-354.

[25] - Biharu’l-Envar, c.51, s.354.

[26] - Biharu’l-Envar, c.51, s.351; Gaybet-i Åžeyh Tusi, s.227.

[27] - Biharu’l-Envar, c.51 s.359; el-Kûnye ve’l-Elkab, c.1, s.91.

[28] - Biharu’l-Envar, c.51, s.358 - 360.

[29] - Gaybet-i Åžeyh Tusi, s.242-243.

[30] - Biharu’l-Envar, c.51, s.360

[31] - “Süfyani’nin çıkışı” ve “yüksek ses” Ä°mam-ı Zaman (a.s)’ın zuhuruna yakın gerçekleÅŸecek iki alamettir.

[32] - Biharu’l-Envar, c.51, s.361; Gaybet-i Åžeyh Tusi, s.242-243; merhum Åžeyh Saduk’un Kemal-ud Din’i, c.2, s.193.

[33] - A’yanu’ÅŸ-Ehl-i Beyt, c.4, 3. cüz, s.21; Kamusu’r-Rical, c.7, s.512.

[34] - Biharu’l-Envar, c.51, s.362.

[35] - el-Mehdi, s.182- 183.

[36] - Ä°hticac, s.283.

[37] - el-Mehdi, s.182-183.

Yorumlar

Yorum bırak

* Yıldız ile işaretlenmiş alanların kesinlikle değere sahip olmalıdır.